Biyodizel nedir?
bilimselkonular tarafından yazıldı. Pazartesi, 13 Ekim 2008 19:21

KANOLA EDİR?
Kanola (Brasicca napus Oleifera sp.), bitkisel yağ kaynağı olarak yağlı tohumlu bitkiler olan ayçiçeği, soya, pamuk ve yer fıstığı arasında üretim açısından üçüncü sırayı almaktadır. Dünya'da yıllık üretimi 22 milyon ton civarındadır. En çok üreten ülkelerden Çin 4.5, Hindistan 4.4, Kanada 2.8, Polonya 0.5, Fransa 0.47, Pakistan, 0.4, Almanya 0.4, İngiltere 0.3 milyon ha ekim alanına sahiptir. Ülkemize ise Balkanlardan gelen göçmenler ile kolza adı ile 1960 yıllarında getirilmiş ve Trakya'da ekim alanı bulmuştur. Ancak kolza ürününün yağında insan sağlığına zararlı Erusik asit, küspesinde de hayvan sağlığına zararlı Glukosinolat bulunması nedeniyle 1979 yılında ekimi yasaklanmıştır.
Kolza'da erusik asit ve glukosinolat ihtiva etmeyen çeşitler araştırmalar sonucu geliştirilmiştir. Bu çeşitler ilkönce Kanada'da ıslah edilmesi nedeniyle kanola adı verilmiştir. Ülkemizde bitkisel yağ açığını kapatmak amacıyla kanola tarımının yaygınlaşması için çalışmalar yapılmaktadır.
Ülkemizde rapiska, rapitsa, kolza isimleriyle de bilinen kanola, kışlık ve yazlık olmak üzere iki fizyolojik döneme sahip bir yağ bitkisidir. Kanola danesinde bulunan % 38-50 yağ ve % 16-24 protein ile önemli bir yağ bitkisidir. Eskidene kolza olarak isimlendirilen çeşitler % 45-50 oranındaki Erusik asit içeriği ıslah çalışmaları ile % 0 düzeyine düşürülmesi sonucu bitkinin tekrar bitkisel yağ ihtiyacı için yeniden üretime alınmasını sağlamıştır.
BİYODİZEL ÜRETİM YÖNTEMİ
Biyodizel üretiminin çeşitli metotları olmakla birlikte günümüzde en yaygın olarak kullanılan yöntem transesterifikasyon yöntemidir. Transesterifikasyon; yağ asitlerinin (bitkisel yağlar, evsel atık yağlar, hayvansal yağlar) bazik bir katalizör EŞLİĞİNDE alkol (metanol,etanol vb.) ile esterleşme reaksiyonudur.
Bu yöntem ile biyodizel üretiminde aşağıdaki işlem basamakları takip edilmektedir.
Alkol ve katalizörün karıştırılması: Katalizör tipik olarak sodyum hidroksit (kostik soda) veya potasyum hidroksittir. Katalizör standart bir karıştırıcı ve mikser kullanılarak alkol içerisinde çözülür.
Reaksiyon: Alkol/katalizör karışımı kapalı reaksiyon kabı içerisine doldurulur ve bitkisel veya hayvansal yağ ilave edilir. Daha sonra alkol kaybını önlemek amacıyla sistem tamamen atmosfere kapatılır. Reaksiyon karışımı, reaksiyonu hızlandırmak amacıyla belli bir sıcaklıkta tutulur ve reaksiyon gerçekleşir. Önerilen reaksiyon süresi 1 ile 8 saat arasında değişmektedir ve bazı sistemler reaksiyonun oda sıcaklığında olmasını gerektirir. Hayvansal veya bitkisel yağların kendi esterlerine tamamen dönüştürülmesinden emin olunmasını sağlamak için normal olarak fazla alkol kullanılır.
Beslemedeki hayvansal veya bitkisel yağların içerisindeki su ve serbest yağ asitlerinin miktarının izlenmesi konusunda dikkatli olunmalıdır. Serbest yağ asidi veya su seviyesinin yüksek olması sabun oluşumu ve gliserin yan ürününün alt akım olarak ayrılması problemlerine neden olabilir.
Ayırma: Reaksiyon tamamlandıktan sonra iki ana ürün gliserin ve biyodizeldir. Her biri reaksiyonda kullanılan miktardan arta kalan önemli miktarda metanol içerir. Gerek görülürse bazen reaksiyon karışımı bu basamakta nötralize edilir. Gliserin fazının yoğunluğu, biyodizel fazınınkinden çok daha fazla olduğundan bu iki faz grafite ile ayırılabilir ve gliserin fazı çöktürme kabının dibinden kolayca çekilebilir. Bazı durumlarda bu iki malzemeyi daha hızlı ayırmak amacıyla santrifüj kullanılır.
Alkolün Uzaklaştırılması: Gliserin ve biyomotorin fazları ayrıldıktan sonra her bir fazdaki fazla alkol bir flaş buharlaştırma veya distilasyon prosesi ile uzaklaştırılır ve reaksiyon karışımı nötralize edilir. Gliserin ve ester fazları ayrılır. Her iki durumda da alkol distilasyon kolonu kullanılarak geri kazanılır ve tekrar kullanılır. Geri kazanılan alkol içerisinde su bulunmamalıdır.
5. Gliserin Nötralizasyonu: Gliserin yan ürünü, kullanılmamış katalizör ve bir asit ile nötralize edilmiş sabunlar içerir ve ham gliserin olarak depolanmak üzere depolama tankına gönderilir. Bazı durumlarda bu fazın geri kazanılması sırasında oluşan tuz, gübre olarak kullanılmak üzere geri kazanılır. Pek çok durumda tuz gliserin içerisinde bırakılır. Su ve alkol, ham gliserin olarak satışa hazır olan % 80-88 saflıkta gliserin elde etmek amacıyla uzaklaştırılır. Daha sofistike işlemlerde gliserin %99 veya daha yüksek saflığa kadar distillenir ve kozmetik ve ilaç sektörüne satılır.
Metil Ester Yıkama İşlemi: Gliserinden ayrıldıktan sonra biyomotorin kalıntı katalizör ve sabunları uzaklaştırmak amacıyla ılık suyla yavaşça yıkanır, suyu uzaklaştırılır ve depolamaya gönderilir. Bazı proseslerde bu basamak gereksizdir. Bu normal olarak, açık amber-sarı renkte, petrodizele yakın viskoziteli bir sıvı veren üretim prosesinin sonudur. Bazı sistemlerde de biyomotorin distillenerek safsızlıkların uzaklaştırılması sağlanır.
KANOLADAN BİYODİSEL ÜRETİMİNİN MALİYET ANALİZİ
1 dekardan üretilen kanola miktarı literatür bilgisine göre ortalama 300 kg. dır. Kanola tohumu satış fiyatı olan 450 000 TL/kg değeri dikkate alındığında, 1 dekardan elde edilen kanola geliri; 135 000 000 TL/da olacaktır. (Burada, 2003 yılı için verilen 90 000 TL/kg tutarındaki destekleme fiyatı dikkate alınmamıştır)
1 kg kanoladan ortalama 450 gram biyodisel üretilebilmektedir. Bunun geri kalan 550 gramı küspe olarak değerlendirilmektedir. Bu değerler dikkate alındığında,1 dekardan 135 kg (153,4 L) biyodisel ve 165 kg küspe elde edilmektedir.
Çiftçi üretmiş olduğu kanola tohumunu doğrudan satma yerine, biyodisele dönüştürmeye karar verirse, yağ fabrikalarına, tohumundan yağ çıkarma masrafı ödeyecektir. Bunun bedeli ortalama ürün fiyatının %10'u kadar tutmaktadır. Bugün için rakamsal değerler olarak, yağın elde edilmesi için kanola tohumunun preslenme ücretinin 45 000 TL/kg ve yağın biyodisele dönüştürme ücretinin de ortalama 115 000 TL/L olduğu söylenebilir. Diesel yakıtının birim fiyatını 1 350 000 TL/L, kanola küspesinin birim fiyatını da 257 000TL/kg alarak, bir dekardan elde edilecek olan biyodisel ücreti 207 090 000 TL/da, Bir dekardan elde edilecek küspe ücreti ise 42 405 000 TL/da olacaktır. Bu gelirlerden bir dekardan elde edilen üründen, yağ fabrikasına yağı çıkarmak için ödenecek olan 13 500 000 TL ve bir dekardan üretilebilecek olan yağın biyodisele dönüşümü için yapılacak olan 15 525 000 TL tutarındaki masraflar çıkarıldığında, kanola üretiminden bu yolla elde edilebilecek toplam net gelir 220 460 000 TL/da olacaktır. Ön maliyet incelemesinden de görüldüğü gibi kanola tohumunun doğrudan satışına göre, kanolanın biyodisel olarak değerlendirilmesi durumunda çiftçi 1 dekardan 85 460 000 TL daha fazla gelir elde edebilecektir.
BİYODİZELİN ÇEVRESEL ÖZELLİKLERİ
Sera gazları içinde büyük bir pay sahibi olan CO2 dünyanın en önemli çevre sorunu olan küresel ısınmaya neden olmaktadır ve yanma sonucu ortaya çıkan bir emisyondur. Yine yanma sonucu açığa çıkan ve sera gazları arasında yer alan CO, SO4, NO2 emisyonları insan sağlığına da zararlıdır.
Biyodizel, tarımsal bitkilerden elde edilmesi nedeniyle, biyolojik karbon döngüsü içinde, fotosentez ile CO2'i dönüştürüp karbon döngüsünü hızlandırdığı için sera etkisini artırıcı yönde etki göstermez. Yani biyodizel CO2 emisyonları için doğal bir yutak olarak düşünülebilir. Ayrıca CO, SO4 emisyonlarının, partikül madde ve yanmamış hidrokarbonların (HC) daha az salındığı kanıtlanmıştır.
Biyodizelin NO2 emisyonları dizel yakıta göre daha fazladır. Emisyon miktarı motorun biyodizel yakıta uygunluğuna bağlı olarak değişir. NO2 emisyonlarının %13 oranına kadar arttığı test edilmiştir. Bununla birlikte biyodizel kükürt içermez. Bu yüzden NO2 kontrol teknolojileri biyodizel yakıtı kullanan sistemlere uygulanabilir. Konvansiyonel dizel yakıtı kükürt içerdiği için NO2 kontrol teknolojilerine uygun değildir.
Ozon tabakasına olan olumsuz etkiler biyodizel kullanımında dizel yakıta nazaran % 50 daha azdır. Asit yağmurlarına neden olan kükürt bileşenleri biyodizel yakıtlarda yok denecek kadar azdır.
Biyodizel yakıtlarının yanması sonucu ortaya çıkan CO (zehirli gaz) oranı dizel yakıtların yanması sonucu oluşan CO oranından %50 daha azdır.
Saf biyodizel (B100) ve %20 oranında (B20) biyodizel kullanılması durumunda ortaya çıkabilecek emisyon değerlerinin dizel yakıtlarla karşılaştırmalı değerleri Tablo 1'de verilmektedir.
|
| B100 | B20 |
| Yanmamış Hidrokarbonlar | % -93 | % -30 |
| Karbon Monoksit | % -50 | % -20 |
| Partikül Madde | % -30 | % -22 |
| NO2 (Azot Oksitler) | % +13 | % +2 |
|
| ||
| Sülfatlar | % -100 | % -20 |
| Polisiklik Aromatik Hidrokarbonlar – PAH (Kanserojen Maddeler) | % -80 | % -13 |
| nPAH (nitratlı PAH'lar) | % -90 | % -50 |
| Hidrokarbonların Ozon Tabakasına Etkisi | % -50 | % -10 |
Ayrıca, biyodizelin sudaki canlılara karşı herhangi bir toksin etkisi yoktur. Buna karşılık 1 litre ham petrol 1 milyon litre içme suyunun kirlenmesine neden olabilmektedir.
BİYODİZELİN KULLANIM ALANLARI
Biodizel, motorin ile çalışan tüm* motorlarda, herhangi bir tedbire veya teknik değişikliğe gerek duyulmaksızın, kullanılabilir.
Biodizel, motorin depolanan her tankta ve akaryakıt istasyonunda depolanabilir.
Dizel motorlu araçlar, jeneratörler ve brülörlü kazanlarda yakıt olarak kullanılabilir olması biodizelin kullanım sahasını genişletmektedir.
Tüm bu özellikleri ile biodizel en çok şu alanlarda kullanılır:
Ulaştırma
Tarım
Hayvancılık
Seracılık (Kükürt içermez, bu nedenle seralar için kullanımı çok önemlidir.)
Isınma (Konutların ısınmasında fuel oil yerine kullanılır.)
Madencilik
Sanayi
*Biodizel, doğal kauçuktan yapılan hortum veya contaları tahrip edeceğinden, bu hortum ve contalar ile kullanılması uygun değildir. Bu sorun, B20 ve daha düşük oranlı biodizel/dizel karışımları kullanılarak çözülebilmektedir.

NEDEN BİODİSEL
Dünyamızın enerji ihtiyacının yaklaşık %70’ini karşılayan fosil kökenli yakıtların (petrol, doğalgaz ve kömür) stoklarının önümüzdeki 40-50 yıl içerisinde tükeneceğinin tahmin edilmesi, fosil kökenli yakıtların çevre üzerinde herkes tarafından bilinen olumsuz etkilerinin bulunması, alternatif enerji kaynaklarının yeni iş imkanlarının doğmasına sebep olmasıdır.
Ülkelerin uyguladığı özel politikalar ve vergi esnekliği nedeniyle satış fiyatı daha avantajlıdır.
Enerjide dışa bağımlılığı azaltabilir.
Petrol kökenli dizele göre daha yüksek tutuşma derecesine (>100 °C)sahiptir. Bu da taşıma ve depolama sırasında kolaylık sağlar.
Petrol kökenli Motorin ile her oranda tam olarak karışır ve onun kalitesini artırır.
Tarım alanındaki iş imkanlarının korunmasını ve artırılmasını sağlayabilir.
Evsel vb. kullanılmış yağların değerlendirilmesine olanak sağlamaktadır.
BİODİSELİN ÖZELLİKLERİ
· Taşıt motorlarının kullanım ömrünü uzatır. Çünkü yağlanma derecesi yüksektir ve iyot sayısı oldukça düşüktür.
· Disel yakıta oranla setan sayısı ve performansı daha yüksektir.
· Kullanıcıya ekonomik yönden %35’ e varan avantaj sağlar.
· Motorun sessiz çalışmasını sağlar. Motoru temizler. Duman ve kurum oranında kayda değer oranda azalma sağlar.
· Kanserojen madde ve kükürt içermez.
· Yüksek alevlenme noktası ile kolay depolanabilir, taşınabilir ve kullanılabilir.
| Dizel Yakıtı | Biyomotorin | |
| Yoğunluk (kg/l) | 0.815 | 0.890 |
| Alevlenme Noktası °C | 58 | 148 |
| Isı değeri (kJ/kg) | 43350 | 39590 |
| Viskozite (mm2/s) | 2.5 | 5,18 |
| Akma noktası (°C) | -33 | -4 |
| Setan Sayısı | 55 | 45-48 |
PERFORMANS BAKIMINDAN BİYODİZELİN, PETROL DİZELİNDEN ÜSTÜN YANLARI NELERDİR
Suya bırakıldığında 28 günde Biyodizel 'in % 95'i çözülürken, dizel'de bu oran % 40'a düşmektedir. Biyodizel, dizel yakıtla karıştırılarak kullanıldığında da dizelin çözülmesini hızlandırır. Bu nedenle, özellikle ABD'nde birçok eyalette göller ve nehirler gibi sucul alanlarda saf biyodizel kullanımı zorunlu kılınmıştır.
Aracın motor ömrünü uzatır. Zira yağ temelli olduğundan motorun yağlanmasına katkıda bulunur ve aşınmasını azaltır. Normal motorinin içindeki kurum, cüruf ve kükürt enjeksiyonların ve yanma sistemlerinin kirlenmesine ve tıkanmasına yol açar. Biodisel, kükürt ve diğer safsızlıkları içermediğinden bu problemleri ortadan kaldırır.
Biyodizelin olumsuz bir toksit etkisi bulunmamaktadır. Egzoz duman gazlarını azaltır. Başta CO2 emisyonu olmak üzere CO ve SO4 gibi diğer zararlı emisyonları daha düşük, NO2 emisyonları ise dizel yakıta göre daha fazladır. Bununla birlikte biyodizel kükürt içermez ve bu yüzden NO2 kontrol teknolojileri biyodizel yakıtı kullanan sistemlere uygulanabilir. Oysa, dizel yakıtı kükürt içerdiği için NO2 kontrol teknolojilerine uygun değildir.
Biyodizelin setan sayısı (=56) dizelin setan sayısından (=49) daha yüksektir. Dizel motorun yanma hücresindeki gecikme süresi, dizelin tutuşma kalitesinin bir ölçütüdür. Düşük setan sayılı bir dizel, doğru noktada tutuşmaz. Bunun sonucunda, kontrolsüz biçimde yanan karışım, gürültüye ve motor içinde hasara neden olur. Biyodizel, dizel yakıttan daha yüksek setan sayısına sahip olduğu için, bu tür sorunlar ile karşılaşılmaz.
Biyodizelin parlama noktası (min 150 °C), dizel (55-60 °C)'den daha yüksektir. Bu özellik biyodizel için depolama ve taşıma kolaylığını ve güvenliğini de beraber getirir.
BİYODİZELİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER
Biyodizelin yaygın kullanıma geçmesinin önünde bazı engeller sıralanıyor.
1) Dağıtım: Benzin istasyonlarına sadece biyodizel pompası eklenmesinin maliyeti dünya çapında milyarlarca dolar yatırım gerektirecek.
2) Donma ısısı: Biyodizelin don şartlarına dayanıksız olması ciddi bir sorun, ama çözümsüz değil. 0 derecenin altında donmasını önlemek için normal dizelle karıştırılması halinde, -26 dereceye kadar dayanabileceği belirtiliyor. Örneğin, kerosen eklenmesi de bir diğer çözüm yolu.
3) Otomobillere uyum: 1990’ların ortasından önce üretilmiş eski tip otomobillerin yeni yakıta göre modifiye edilmesi gerekiyor. Bu harcamalar da kullanıcıya yüklenecek. Biyodizel özellikle plastik aksama zarar veriyor. Yeni motorlarda ise böyle bir sorun yok.
4) NO2 emisyonu: Biyodizel bir takım gazların emisyonunu azaltırken, yine sera etkisi yaratan bir diğer gaz olan (NO2 azot oksit açığa çıkarıyor. Uzmanlar bu salınımın diğer gazların azalmasıyla kıyaslanamayacak cüzi bir artış olduğunu vurguluyor.
TÜRKİYE AÇISINDAN SONUÇLAR
Ülkemizde petrol kaynaklarının yetersiz olması diğer yandan yaşanılan enerji krizleri, alternatif enerji kaynaklarını gündeme getirmektedir. GAP projesi ile her yıl 150.000 hektar alanın sulu tarıma açılarak, toplam 1.7 milyon hektar alanın sulanması planlanmaktadır. Bu büyük projenin sadece yağlı tohum üretiminde % 73 gibi oldukça büyük bir artışa neden olacağı tahmin edilmektedir.
Özellikle kolza, soya yağı ve pamuk yağının maliyetinin diğer yağlara göre düşük olması nedeniyle bu bitkiler ülkemizde yeniden yetiştirilmeye başlanmıştır. Bu bitkilerden elde edilen yağların henüz yeterince kullanılmaması çiftçimizi zor durumda bırakmakta ve bu bitkilerin üretiminde azalmaya gidilmektedir. Bu konuda üretilecek politikalar çerçevesinde Avrupa Birliğinde uygulanmakta olan sübvanse mekanizması işletilirse, çiftçilerin yağ bitkileri üretimine teşviki sağlanacaktır. Biodisel kullanımı Türkiye açısından değerlendirilirse şu sonuçlar ön plana çıkmaktadır.

Temiz enerji temiz çevre
- Türkiye’de diesel yakıtına alternatif bir yakıt üretilecektir.
- Üretilen yakıt çevre dostu olarak, Türkiye’nin kanayan yarası olan çevre kirliliğine çözüm olacaktır.
- Türkiye’nin petrole olan ihtiyacı bakımından dışa bağımlılıktan kurtulmasına yardımcı ve enerji açığına çözüm olacaktır.
- Türkiye tarımsal potansiyelini daha doğru ve faal olarak kullanabilecek ve yeni iş olanakları sağlayacaktır.
- Türkiye’yi ekonomik açıdan rahatlatacaktır.
Biyomotorinin ülkemizde kullanılır hale getirilmesinin gerek tarım gerekse otomotiv sektörünün ekonomik olarak güçlenmesi sonucunu doğuracağı göz önüne alınarak, bu konuda bilinçli politikalar oluşturulması ve uygulamaya sokulması gereklidir.
DÜNYADA BİYOMOTORİN ÜRETİMİ VE TÜKETİMİ
1980‘ li yıllar ile birlikte özellikle Avrupa‘ nın çeşitli ülkelerinde küçük çapta da olsa Biyomotorin üretimine başlanmıştır. Başlangıçta Biyomotorin için belli bir norm olmaması ve üretimin şimdiki tekniklere göre ilkel sayılabilecek şekilde yapılması sonucunda pek o kadar da kaliteli olmayan Biyomotorin üretilmiştir. Bu nedenden ötürü bu Biyomotorin kullanan bazı kamyon v.b trafik araçları bozulmuş ve yolda kalmıştır. Bu da Biyomotorinin o yıllarda kötü isim yapmasına neden olmuştur.
Günümüzde yapılan araştırmalar, incelemeler ve deneyler sonucunda Biodisel için Almanya da DIN 51606 ve A.B.D de soya bitkisinden elde edilen Biodisel için ASTM‘ nin normları mevcuttur. Bu normlara uygun üretilmiş Biyomotorin güvenli bir şekilde kullanılmaktadır.
Şu an itibariyle dünyamızda Biyomotorin 21‘ i aşkın ülkede üretimi söz konusudur. Bunlara önümüzdeki günlerde Japonya ve Çin gibi ülkelerde katılacaktır.
Almanya‘ da yıllık Biyomotorin üretimi 450.000 ton civarındadır ve hali hazırda %100 Biyomotorin içeren araç yakıtı 900‘ü aşkın benzin istasyonunda kullanıcıların hizmetine sunulmuştur. Yapılan planlara göre 2005 yılında diesel ihtiyacının %2,2 2020 yılında ise %4‘ ü Biyomotorin ile karşılanacaktır. Biyomotorin normlara uygun olmalıdır. Almanya için geçerli norm DIN 51606 sayılı normudur.
1996 yılından itibaren piyasaya sürülen VW ve AUDI motorlu araçların hepsinde ve Mercedes kamyonlarında Biyomotorin kullanımı tamamıyla serbest bırakılmıştır. Taksi amaçlı kullanılan Mercedes otomobillerde kullanımda serbesttir. Diğer Mercedes ve BMW 5 serisi için ek 300 DM‘ lık bir dönüşüme ihtiyaç vardır.
Avusturya‘ da yıllık Biyomotorin üretimi 30.000 ton civarındadır. Bir tane 40.000 ton/yıl kapasiteli yeni işletme (ENERGEA teknolojisi 2001 yılı içerisinde Biodisel üretimine geçecektir. Avusturya‘ da devlet tarafından Biyomotorinin petrol kaynaklı diesel ile %2 oranında karıştırılması tavsiye edilmektedir. Ayrıca Avusturya‘ da ve Almanya‘ da Biyomotorin için fosil yakıt vergisi alınmıyor.
Çek Cumhuriyeti’nde yıllık olarak Biyomotorin üç tane orta boy ve on üç tane küçük işletmelerde toplam 70.000 ton civarında üretim söz konusudur. Benzin istasyonlarında %30 Biyomotorin +%70 Motorin karışımı Bionafta adı ile daha ucuza satışa sunulmaktadır.
Fransa’da ise Biyomotorin üretimi 300.000 ton/yıl üzerindedir. Benzin istasyonlarında %5 Biyomotorin +%95 Motorin karışımı kullanıcıların hizmetine sunulmuştur. Bu %5‘ lik kısım fosil yakıt vergisinden muaftır.
İtalya’da 1999 yılına kadar 125.000 ton/yıl vergiden muaf bir kota bulunmaktaydı. Şu anda Biyomotorin üretim kapasitesinin ancak %15‘i değerlendiriliyor. Bu kotanın kalkmasıyla birlikte Biyomotorin üretiminin artacağı kesindir. Ayrıca İtalyan hükümetinin 100.000‘den fazla nüfuslu belediyelerin kullandığı araçlarda alternatif enerji kaynaklı yakıtların kullanımı tavsiyesi bulunmaktadır.
A.B.D’de özellikle Soya bitkisinin yağından Biyomotorin üretimi söz konusudur. ASTM kuruluşunun Normlarına uygun Biyomotorin araçlarda yakıt olarak kullanılabiliyor. Yapılan planlara göre 2010 yılında enerji ihtiyacının %30‘u alternatif enerji kaynaklarından karşılanacaktır.
Belçika’da ise yıllık olarak Biyomotorin üretimi 240.000 ton civarındadır.
Danimarka’da 30.000ton/yıl kapasiteli bir işletme ve İspanya’da ise 50.000 ton/yıl kapasiteli bir işletme plan halindedir.
Yorumlar (1)
Yorum yaz
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




ben çok beğendim















