Pithagoras
Son Güncelleme: Pazartesi, 07 Eylül 2009 14:18 bilimselkonular tarafından yazıldı. Pazartesi, 07 Eylül 2009 14:16
İyonya Okulu üyelerinden hiçbiri, Pithagoras kadar sonraki kuşaklar üzerinde etkili olmamıştır. M.Ö.560 civarında, Milet'in yaklaşık 50 km. kuzeybatısındaki Sisam adasında doğan Pithagoras, bilim adamının ilk örneğini teşkil ettiği gibi, aynı zamanda dinî bir lider idi. Hakkında birçok hikâye vardır. Milâttan önce altıncı yüzyıl boyunca Yunanistan'ın her yanında görülen dinî canlanma hareketine katılmış ve zamanla yeni bir tür kutsallık anlayışına sahip olan bir kardeşlik tarikatının lideri olmuştur. Pithagoras Tarikatı, üyelerinin keşiş gibi (asketik) davranmalarını, bazı eylemlerden sakınmalarını, belirli bazı gıdalardan uzak durmalarını istemekteydi. Üyelerin et yemedikleri, alkol kullanmadıkları ve yün gibi hayvan ürünlerini giymekten kaçındıkları zannedilmektedir. Erkekler gibi kadınlar da tarikat üyesi olabilmekteydi. Bütün üyeler, kendilerini diğer insanlardan farklı kılan bir kıyafet giymekte, yalınayak dolaşmakta ve yokluk içinde basit bir yaşam sürmekteydi.
Pithagorasçılara göre ruh, vücudu geçici veya sürekli olarak terkedebilmekte ve diğer bir insana geçebilmekteydi. Böyle bir görüşün Doğu kaynaklı olması mümkün ise de, Pithagorasçı hareket, şarap tanrısı Diyonizos'a bağlı mezhebin aşırılığına karşı bir tepki gibi görünmektedir. Zamanla, kendini toplumdan uzak tutan bir tarikattan bekleneceği gibi, siyasî fikirler ile dinî fikirler kaynaşmış ve sonuçta Pithagoras Sisam adasını terketmek zorunda kalmıştır. Güney İtalya'daki Kroton'a (şimdi Crotona) gitmiş ve orada, aristokrasinin yönetimini savunan ahlâkî-siyasî-felsefî bir akademi kurmuştur. Akademi önceleri, demokrasinin yükselişine karşı çıkanlar tarafından iyi karşılandı, ancak daha sonra, doktrinleri kabul edilemez bulunduğundan, Pithagoras şehri terketmek zorunda kalmıştır. Kuzeydoğuya, Tarento körfezi üzerindeki Metapontion'a gitmiş; M.Ö.500 civarında orada ölmüştür. Elli yıl kadar sonra, İtalya'nın güney kıyılarında bulunan Yunan şehirlerinde şiddetli bir demokratik devrim meydana geldiğinde, Pithagorasçı hareket saldırıya uğramış ve toplantı yerleri tahrip edilmiştir. Buna rağmen, üyelerinin bir kısmı kuzeydoğudaki Tarentum'a, bir kısmı da Yunan yarımadasındaki Filiasos'a (veya Phileius) kaçmayı başarmıştır. Tarentum'dakiler, M.Ö.350'ye kadar siyasî bir güç olarak kalmıştır.
Bilim tarihçileri bugün Pithagoras'ın kesin olarak ne öğrettiği ve kimlere ders verdiği konusunda anlaşmazlığa düşmüşlerdir. Yalnızca küçük bir öğrenci grubunu eğitmiş olması çok muhtemeldir. Ayrıca Pithagoras doktrinlerinin hangilerinin Pithagoras'ın şahsına, hangilerinin onun öğrencilerine ait olduğuna karar vermek de imkânsız gibi görünmektedir. Herşeye rağmen, milâttan önce dördüncü yüzyılda diğer Yunan filozofları, haksız da olsalar, bazı fikirlerin Pithagoras'a ait olduğuna inanmaktaydı. Ancak, bu varsayımı burada tartışmak gereksizdir; çünkü bizi, bu fikirlerin kesin kaynağından çok, yapmış olduğu etkiler ilgilendirmektedir.
Pithagorasçılar Teoremi ve Geometrik Şekiller
Dik açılı üçgenlerle ilgili teoremden dolayı, Pithagoras bugün hâlâ herkes tarafından hatırlanmaktadır. Ancak, bu genel teoremin, o hayattayken mi yoksa daha sonra mı ispat edildiği bilinmemektedir. Ayrıca, kendisinin ve taraftarlarının geometriye ne katkı getirdiği de tam olarak belli değildir. Bununla beraber, beş kenarlı bir şekil olan beşgenin Pithagorasçılar için büyük mistik anlam taşıdığı bilinmektedir. Zira, bu şeklin kenarları köşeli yıldız yapmak için uzatıldığında, beşgenin kenarları ile şekil içindeki diyagonal çizgiler "altın oran"ı verecek oranlarda kesişmektedir (Altın oran, Eski Çağ'da göze çok hoş geldiği düşünülen bir orandı ve mimarlıkta sık sık kullanılırdı: altın oranda, bir uzunluk öyle bölünürdü ki, kısa parçanın uzun parçaya oranı, uzun parçanın tam uzunluğa olan oranı ile aynı olurdu). Pithagorasçılar beşgeni, birbirlerini tanımak için bir işaret olarak kullandılarsa da, onu keşfetmediler. Beşgen, Babil ülkesinde bilinmekteydi.
|
Pithagorasçılara atfedilen matematik bilgiler içinde en önemlisi, Pithagoras teoreminden çıkan ve her miktarın tam sayılarla ifade edilemeyeceği gerçeğidir. Her ne kadar dik açılı bir üçgenin uzun kenarının veya hipotenüsünün uzunluğu bazen tam sayılarla ifade edilebilirse de, her zaman bu böyle değildir. Tam sayılarla ifade edilip edilememesi, diğer kenarların uzunluğuna bağlıdır. Böylece, eğer kısa kenarlar 3 ve 4 ise, hipotenüs bir tamsayı olan 5 sayısı olacaktır (çünkü 32+42=25 ve 25'in karekökü 5'dir). Halbuki, eğer kısa kenarlar 4 ve 5 ise, hipotenüsün uzunluğu bir tam sayı değil fakat 6,4031242 ... olacaktır. İlk dönem Yunan filozofları bu durumdan hiç memnun olmamışlardı. Diğer taraftan bu durum, "geometrinin, matematiğin temeli olduğu fikrini sarstığı için" Pithagorasçıları ve daha sonraki matematikçileri ciddi biçimde kaygılandırmıştı. Ancak bu hal, onları daha dikkatli çalışmalara yöneltmiş ve bir bakıma teşvik edici olmuştu. |
Sayıların çok önemli olduğuna inanmaları, onların müzik konusundaki tutumlarını da etkilemişti. Daha önce, sayıların, müzik aralıklarını ifade etmek için nasıl kullanıldığını gördük. Bu iş, birçok oktavı içine alan tüm müzik skalasını (gamların hepsini) kapsayabilecek şekilde genişletilmişti. Daha sonra, milâttan önce dördüncü yüzyılın ortasında, Tarentum'lu Arkhitas, karmaşık bir müzik teorisi oluşturacak şekilde bu çalışmayı geliştirecekti. Pithagorasçılar, gökkubbenin müzikal bir yönü olduğuna da inandılar ve bunu "kürelerin müziği" olarak adlandırdılar. Bu görüş, kısmen seslerin matematiği hakkındaki bilgilerine, kısmen de gezegenlerin dolanım zamanları üzerinde yaptıkları incelemelere dayanmaktaydı.
Pithagoras ve Astronomi
Pithagoras astronomisinin Babillilere çok şey borçlu olduğu aşikârdır. Pithagorasçılar da, Babilliler gibi gök cisimlerinin ilâhi olduklarına inanmışlardı. Yine Babilliler gibi, gezegenlerin Yer'e farklı uzaklıklarda bulundukları ve Yer'e yıldızlardan daha yakın oldukları fikrini kabul etmişlerdi. Pithagorasçılar, sayılara olan sevgileri nedeniyle, gezegenlerin Yer'e olan uzaklıklarını, onların periyodik hareketlerini belirleyerek incelediler. Sonuçta, gezegenlerin Yer etrafındaki dolanım hızlarına dayanarak bir uzaklık sıralaması benimsediler. Bu sıralama, Yer, Ay, Merkür, Venüs, Güneş, Mars, Jüpiter ve Satürn şeklindeydi. Daha sonra, hiçbir gezegenin Güneş'in diski önünden geçmediğini gözlemlediklerinden, Merkür ve Venüs'ü Güneş'in arkasına yerleştirerek sıralamayı düzelttiler. Ender olmalarına ve yalnızca teleskop ile görülebilmelerine rağmen, bugün böyle transit geçişlerin var olduğunu biliyoruz. Ancak, bu düzeltilmiş uzaklık sıralaması - başlangıç noktası olarak Yer değil de Güneş alındığında ve Ay yok sayıldığında - bizim bugün doğru olarak bildiğimiz sıralamadır. Bu yüzden, Pithagorasçıların bu transit geçişleri farketmemiş oldukları için kendimizi şanslı sayabiliriz.
Pithagorasçıların güzelliğe ve simetriye olan sevgileri, sayılarla uğraşmaları, onları evren konusunda bazı önemli görüşlere ulaştırdı.
Evren hakkındaki Pithagorasçı görüşler arasında en şaşırtıcı olanı, diğer gezegenler gibi Yer'in de yörüngesi olan bir gezegen olduğu fikridir. Genellikle bu görüşün Pithagoras'ın öğrencilerinden biri olan Filolaos'a (Philolaos) ait olduğu ileri sürülür. Filolaos, Kroton'da doğmuş ve milâttan önce beşinci yüzyılın ikinci yarısında orada çalışmıştı. Bu fikrin gerçekten de ona ait olması çok mümkündür. Yer'i hareketli olarak kabul eden teorinin temelinde 10 sayısına (tetractys) verilen önem vardı. On sayısının, evrendeki hareket eden cisimlerin sayısını ifade etmesi gerektiğine inanılırdı. Bunun gibi yüksek bir sayı elde etmek için bazı düzenlemeler yapmak gerekmekteydi. Bu da evrenin merkezine Yer'in değil fakat bir "merkezî ateş"in konması ve diğer herşeyin onun çevresindeki yörüngelere yerleştirilmesiyle başarıldı. Böylece, hareket etmeyen bir "merkezî ateş" vardı; Yer, Ay, Güneş, beş gezegen ve yavaşça hareket eden yıldızlar küresi bu ateşin etrafında dönmekteydi. Ancak, bunlar bize 10 değil yalnızca 9 adet hareketli cisim vermekteydi. Bu meseleyi çözmek için, Filolaos - eğer bu kişi gerçekten Filolaos ise - bir "antikthon"un veya "karşıt-dünya"nın varlığını ileri sürdü. Bu cisim, "merkezî ateş"in çevresindeki yörünge üzerinde ve Yer ile aynı hızda hareket etmekteydi. Bunun sonucu olarak, karşıt-dünya her zaman Yer ile "merkezî ateş" (ki ışığı Güneş tarafından yansıtılmaktaydı) arasında kalmaktaydı. Böylece, yeryüzünün yaşanılan bölgesi geceyi oluşturmak için Güneş'e arkasını döndüğünde -Filolaos Yer'in döndüğüne inanırdı - "merkezî ateş" doğrudan görünmemekteydi.
Bütünüyle ele alındığında, bu fikir gerçekten de çok dahiceydi. Yörüngede on adet cisim bulunmasını isteyen mistik ve estetik sorunu çözmüş ve aynı zamanda gezegen hareketlerinin gözlemlerini açıklamakla kalmayarak, "merkezî ateş"in niçin görünmediğini de açıklamıştı. Doğru olmamasına rağmen, M.Ö.450'de evreni tasvir yolunda cesur bir girişimdi. Hem kendi çevresinde, hem de yörünge üzerinde dönen Yer fikriyle, daha sonraki bazı filozoflar üzerinde etkili olacaktı.
Yorumlar (0)
Yorum yaz
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



















