Cuma, Eylül 03, 2010
   
Text Size

Nükleer enerji

AddThis Social Bookmark Button

Enerji ; İnsan tarihin ilk devirlerinden itibaren gereksinim duyduğu daha doğrusu onsuz yaşayamadığı olgu. Enerji ilk çağlardan beri hiçbir değişikliğe uğramadı fakat ona ulaşım şekilleri teknolojinin ilerlemesi ile birlikte gelişti ve değişti. Örneğin önceden hayvanlar yardımı ile ulaşılan enerji şimdilerde jeotermal, termik vb gibi şekillerde elde edilebiliyor yine aynı şekilde eskiden değirmenlerle elde edilen enerjinin şimdilerde milyonlarca katı elde edilebiliyor. Günümüzde vazgeçemeyeceğimiz şeylerin başında gelen enerji çağdaş yaşamın önemli girdilerinden birisi. Metabolizmik bir benzetmeyle, toplumsal organizmanın kanındaki şekeri andırıyor. Nasıl ki kanındaki şeker miktarı azalan insan halsiz düşerse, az enerji tüketen toplumlar da benzeri şekilde halsiz ve güçsüz, çok ve akılcı enerji tüketenler ise dinamik, üretken ve enerjik oluyorlar. Enerji tüketebilmek içinse önce onu üretebilmek gerekiyor. En ciddi üretim seçeneklerinden birisi de nükleer enerji.

Ülkemizin içerisin de bulunduğu enerji dar boğazından çıkabilmesi için bir süre önce ihaleye gidilecek kadar gündemde olan nükleer enerji projesi, içerisinde bulunduğumuz ekonomik kriz ve daha başka nedenlerden dolayı rafa kaldırılmıştır. Peki nedir bu nükleer enerji ve ülkemizde uygulandığı taktirde sağlayacağı yararlar nelerdir.

N

ükleer enerji, atomun çekirdeğiyle ilgili bir olay. İki şekilde elde edilebiliyor. Birincisi, iki küçük çekirdeğin birleştirilmesi,yani füzyon, ikincisiyse büyük bir çekirdeğin parçalanması, yani fisyon. Her iki halde de, tepkimeden açığa çıkan enerji ısı enerjisine dönüştürülebilir.

Mühendislik bilimleri aslında, nükleer enerjiyi kontrol etmeyi başarmış bulunuyor. Fakat bunu füzyon yoluyla değil,öteki tepkime biçimi olan fisyon, yani büyük bir çekirdeğin parçalanmasıyla gerçekleştirdi. Santrallarda kullanılan reaksiyon tipide budur.

Nükleer kaynaşma ( Füzyon )

N

ükleer kaynaşma ( füzyon ) ,çok hafif iki çekirdeği birleştirerek çok daha ağır bir çekirdek oluşturmak ve bu şekilde açığa çıkan bağ enerjisini kullanmaktır. Elde edilen yeni çekirdek baştaki çekirdeklerden daha kararlıdır. İlke olarak kaynaşma doğada oldukça yaygın olan çekirdekleri kullanarak büyük bir enerji elde edilebilir. Ama  bu enerjiyi açığa çıkarmak oldukça zordur. Gerçekte çekirdekler pozitif yük taşır ve birbirlerine yaklaştırmaya çalıştığımızda çok büyük bir kuvvetle birbirlerini iter. Bunların kaynaşmasını sağlamak için bu kuvveti yenecek şekilde bir enerji  vermek gerekir; bu enerjinin çekirdekleri çekirdeklerin çarpışmasını sağlayacak boyutlarda olması gerekir. Gereken enerji 20-30 milyon derecelik bir sıcaklığa eşdeğerdir. Kaynaşma tepkimelerine girecek maddeyi taşıyacak hiçbir katı madde bu sıcaklığı dayanamaz. Kaynaşma patlayıcı madde biçiminde çok daha kolay elde edilebilir; bu amaca ulaşmak için bir atom bombasını patlatarak hafif atomları ısıtmak yeterlidir. Buna hidrojen bombası denir. Denetimli kaynaşmaysa, büyük çaba harcanmasına rağmen henüz elde edilememiştir.

Nükleer Parçalanma ( Fisyon )

A

lman fizikçiler O. Hahn ve Strassmann, 1938 yılına doğru, uranyum çekirdeği gibi bazı iri atom çekirdeklerini bir nötron soğurduktan sonra çok kararsız hale geldiği gözlemlediler. Söz konusu çekirdekler belli bir miktarda enerji yayarak eşit olmayan parçalara bölünüyor ve bu enerjinin etkisiyle büyük bir hızla bu parçaları fırlatıyordu. Bu olaya nükleer parçalanma adı   ( fisyon )verildi.

Parçalanma, çok iri bir çekirdeğin daha küçük parçalar halinde kırılması demektir. Bu parçalar da atom çekirdekleridir ve çoğu ilk çekirdekten daha kararlıdır. Benzer çekirdekler değişik parçalar vererek parçalanabilir; ama pek çok durumda parçalanma, ayrıca belli sayıda nötron üretir. Bu nötronlar da bir atoma girerek yeni bir parçalanmaya yol açabilir. Bazı koşullarda bu olay zincirleme tepkimeler biçiminde denetlenebilir düzende (nükleer santrallar ve atom pilleri ) birbirini izleyebilir veya denetim dışında oluşarak patlama etkisi gösterebilir (atom bombası denen nükleer silahlar).

NÜKLEER SANTRALLAR

N

ükleer santrallar temelde, klasik termik santrallardan farklı değildir. Nükleer santrallarda da, elektrik üreten bir alternatöre bağlı türbini, ısıtılmış su buharı basıncı döndürür. Bu santrallerin farkı bir nükleer reaktör ile bir buhar üretecinden oluşan kazanındadır. Reaktör atomun zincirleme şekilde parçalandığı yerdir. Bu parçalanmadan açığa çıkan enerji ısı taşıyıcı sıvı (ana devre)yardımıyla  buhar üretecini ısıtır. Buhar üretecinde bulunan su kaynatılarak buhar elde edilir. Bu buharın basıncından yararlanılarak aynı termik santrallerde olduğu gibi elektrik enerjisi üretilir. Bir nükleer santralın en önemli öğesi reaktörüdür. Reaktör; atomun fisyon tepkimelerinin  gerçekleştiği ve enerjinin toplandığı birimdir.

Nükleer Reaktörlerin Çalışması

B

ir nükleer reaktörde zincirleme tepkime, yavaş ve kontrollü olarak gerçekleşir. Reaktörlerde yakıt olarak genelde uranyum,yavaşlatıcı ve ısı taşıyıcı olarak da su kullanılır. Fisyon sonucu açığa çıkan nötronlar hızlıdır. Oysa yavaş hareket eden nötronlar,her ne kadar tuhaf görünse de,  çekirdekleri daha kolay parçalayabiliyor. Bu nedenle hızlı nötronların yavaşlatılması gerekiyor ve bunu da, reaktör kalbine konulan sudaki hidrojen atomları gerçekleştiriyor. Hidrojenlerle çarpışan hızlı nötronlar yavaşlar. Bu durumda, fisyondan yeni çıkmış olan hızlı nötronun, yavaşlamak için hidrojen atomlarıyla çarpışması, bunun için de, doğduğu uranyumdan çıkıp, bir süre su içinde dolaşması gerekiyor. Bu nedenle uranyum çubukları reaktörün kalbine dikey şekilde yerleştirilir ; genelde demet halinde getirilen U-264

çubuğu , zirkonyumdan (Zr) yapılmış su geçirmez yuvaların içinde su dolu bir kabın içerisinde yerleşmiş durumdadırlar. Kabın içindeki suyun 326 º C 'de kaynamasını engellemek için kap, 155 barlık basınç altında tutulur. Su moleküllerindeki hidrojen  su, bir "yavaşlatıcı" işlevi görüyor. Ayrıca, fisyon sonucu açığa çıkan enerjiyi soğurmak için de soğutucuya gereksinme var. Su,bu işlevi de üstleniyor. Böylelikle bir taşla iki kuş vurulmuş, hem nötronlar yavaşlatılıp hem de reaktör kalbi soğutulmuş oluyor. Aslında aynı işi sudan başka, karbondioksit ya da helyum gibi gazlar da yapabiliyor. Hangi tür yavaşlatıcı ve soğutucunun kullanıldığı, reaktörün tipine göre değişiyor. Fisyondan çıkan hızlı nötronların yavaşlatıldığı reaktörlere, “yavaş ”anlamında,“termal ”reaktör denir. Bu sıfat aslında reaktörün değil,kalbin içinde hareket eden nötronların yavaş olduğunu ifade ediyor. Reaktör kalbine konulan uranyum,çoğu kez doğada bulunan uranyumdan farklı. Çünkü doğal uranyumda, az miktarda parçalanabilir izotop,bulunuyor. Bu izotoplar ise tamamıyla işe yarar değiller. Bunun için izotoplara zenginleştirme işlemi uygulanıyor. Bunun sonucunda doğada bulunan izotopların sadece ‰ 1 kullanılabilir hale getirilebiliyor. Bu çekirdeklerin 1 gramı,yaklaşık 2.5 ton kömürünkine eşdeğer enerji potansiyeline sahip. Fakat uranyum,"nadir toprak metalleri" sınıfında yer alıyor. Yani yer kabuğunda varolan, işletme açısından ekonomik olan miktarı, "nadir" denecek kadar az. Dolayısıyla, dünyamızın "fisil uranyum çekirdeği" stoku,enerji gereksinmemizi uzun bir süre karşılayabilmekten uzak; yaklaşık 200 yıl yetecek kadar. Ancak fisil olmayan çekirdekler, tümüyle işe yaramaz değil. Çünkü bir nötron yutmaları halinde, radyoaktif hale geliyorlar ve iki ışımadan sonra, fisil olan bir başka izotopa,  plütonyuma dönüşebiliyorlar. O halde, zenginleştirme işlemi sırasında ayıklanan siyah çekirdekler,bir köşeye atılmayıp, reaktör kalbinde uygun bir yere konabilir ve nötron yutarak fisilleşmeleri sağlanabilir. Bu sistemlerin uygulandığı reaktörlere "Üstüretken Reaktörler" adı verilir. Bu işlem hızlı nötronlar yerine yavaş nötronlar ile daha kolay başarıldığından bu reaktörlerde suyun yavaşlatıcı etkisinden kaçılmak için soğutucu olarak sodyum kullanılır. Bu  yüzden bu reaktörler aynı zamanda "hızlı üretken" adını da alır. Böyle bir "termal-hızlı üretken"reaktör programı, dünya uranyum rezervlerinin enerji potansiyelini 100 misli kadar arttırır ve bu potansiyelin yeterlilik süresini, 200 yıldan 9000 yıla çıkartır.

Nükleer Santralların Gelişimindeki Kilometre Taşları

1934 Jean Frédéric ve İrén Joliot-Curie yapay rayoaktifliği keşfettiler ve nükleer tepkimeyle yeni kararsız çekirdeklerin oluşabileceğini keşfettiler.

1934 Enrico Fermi ,uranyumu nötron bombardımanına tutarak , yeni uranyum ötesi elementler oluşturdu.

1938 Otto Hahn ve Frederich Straamann uranyumun nükleer parçalanmasını incelediler ve kuramsal yorumunu yaptılar.

1939 1 ve 4 mayıs Jean Frédéric,  Joliot-Curie ve çalışma arkadaşları nükleer parçalanma enerjisine ilişkin bilgileri, bu bilgilerin yayınlanmasında sakınca kalmayıncaya kadar saklı tutulması isteği ile Fransız Bilimsel Araştırma Merkezine teslim ettiler.

1942   2 aralık Enrico Fermi, Chicago Üniversitesi'nde, atom pili adını verdiği uranyum -        grafit yakıtlı ilk nükleer reaktörü yaptı. Başkan Roosevelt'e gönderilen kodlu mesaj  « İtalyan denizci Yeni Dünya'ya ayak bastı » diyordu.

1948 15 Aralık . Châtillon kalesinde , ZOE (sıfır güç, uranyum oksit ağır su ) adı verilen                  ilk deneme reaktörü yapıldı.

1951 Nükleer kaynaklı ilk elektrik. ABD'nin İdado eyaletindeki Arco'da kurulu olan hızlı nötronlu reaktör EBR 1,100 kW bir alternatörü çalıştırdı.

1954 SSCB'de Obnisk'te  ilk nükleer reaktör APS 1 kullanıma sokuldu .Gücü 5 MW olan santral da yakıt olarak , zenginleştirilmiş uranyum, yavaşlatıcı olarak da grafit kullanılıyordu.

1973 İlk petrol krizinin ardından bir çok sanayileşmiş ülke , nükleer donanım programları uygulamaya koydu. Bazı programların yürütülmesi nükleer güç karşıtı hareketlerin baskısıyla yavaşlatılacaktı.

1986    26 Nisan İnsanlık tarihinin en büyük felaketlerinden biri Çernobil Felaketi (Ukrayna)

1992   Avrupa Topluluğu , Japonya, Rusya ve ABD, bir uluslararası Termonükleer Deneme Reaktörü tasarımında işbirliği yapmak üzere anlaşma sağladılar.

Nükleer Santrallar ve Çevre

Ç

ok az yer kaplaması ve hava kirliliğine neden olmaması nükleer enerjinin olumlu yanlarındandır. Fakat termik atıkların ,radyo aktif madde ve atıkların varlığı da onun dezavantajlarındandır.

Çok miktarda soğutma suyunun kullanılması, nükleer santralın yakınında bulunan suların ısınmasına neden olur (akarsularda10 º C ,denizlerde 15 º C ) ; sulardaki bu ısınma su hayvanlarını ve bitki örtüsünü etkiler.

Normal işleyen bütün santralardan çevreye sıvı veya gaz halinde bir miktar radyoaktif madde atılır. Bu atıklar her bölgede, o bölgenin özellikleri dikkate alınarak konlan kurallar çerçevesinde atık oranın çok sıkı bir biçimde denetlenir ve maksimuma çıkması engellenir, ayrıca bölgeye tesis kurulmadan önce yöre halkının onayı alınır. Öte yandan  nükleer santrallar atmosfere ne karbondioksit, ne asitli gazlar, nede nükleer parçalanma ürünü olan radyoaktif ürünler salınır. Radyoaktif atıkların toplanması, işlenmesi ,taşınması ve denetimi nükleer enerjinin başlıca yükümlülüklerindendir. Atıklar kategorilere göre ( zayıf, orta, yüksek radyoaktif) sıkıştırılır, betonlanır , asfaltlanır veya camlanır. Geriye sadece depolanma sorununun çözümü kalır. İlk iki kategori 30 yıl boyunca denetim altında tutulur, son kategori ie jeolojik süreli ( 100 000 yıl veya daha fazla ) radyoaktiflik dönemleri gerektirir. Jeolojik Set denen derin yer altı bölgesinde depolama bunun en iyi çözümüdür.

Düşük Düzeyde Radyasyonun Zararları

Aykut Kence

Prof. Dr.,ODTÜ Biyoloji Bölümü

N

ükleer santrallar bir kaza anında ,örneğin Çernobil kazasında olduğu gibi milyonlarca kişinin düşük dozlu radyasyona maruz kalmasına neden olabilirler. Milyonlarca kişinin maruz kaldığı düşük dozlu radyasyonun toplum açısından bir önemi var mıdır? İyonlaştırıcı radyasyonun en önemli özelliklerinden biri,canlı hücrelerinde kalıtsal bilgiyi içeren DNA molekülünde değişiklikler yaparak kuşaktan kuşağa aktarılabilen mutasyonlar oluşturmasıdır. Canlıların tüm özellikleri genler tarafından belirlendiği için gen mutasyonlarının etkileri fiziksel ve mental sağlığımızın hemen hemen her yönünü içine alırlar. Kalıtsal açıdan, üreme hücrelerinde oluşan mutasyonlar önem taşırlar. Çünkü bu mutasyonlar bir sonraki kuşaklara aktarılabilirler. Vücut hücrelerinde oluşan somatik mutasyonlar ise kansere neden olabilecekleri için önem taşırlar. Radyasyonun kalıtsal etkileri hakkında yapılan araştırmalar sonucunda kalıtım bilimcilerinin vardığı ortak nokta zararsız olan hiçbir radyasyon dozu olmadığıdır. Düşük düzeyde radyasyona maruz  kalan bir insanda mutasyon oluşması olasılığı çok az olabilir,fakat milyonlarca insanın her biri böyle bir doza maruz bırakılırsa mutlaka bazı mutasyonlar meydana gelecektir. Şayet az sayıda insan,düşük dozda radyasyon alıyor iseler bunun bireysel riski oldukça küçüktür. Ama milyonlarca insan düşük dozlu radyasyona maruz kalıyor iseler,toplumsal risk söz konusudur. Örneğin 50 milyon insanın her biri 500 remlik doza maruz kalırsa bunun etkileri ve doğuracağı sonuçlar çok önemlidir. Böyle bir dozun genetik sonuçları 25 milyon insanın her birinin 1000 mrem ,ya da 250.000 kişinin her birine 100 rem radyasyon vermekle aynıdır. Çevre politikalarının oluşturulmasında, herhangi bir etmenin çevreye geri dönülmez, onarılmaz bir zararı söz konusu ise,bu konuda yeterli veri yoksa bile, zararın kesin olduğu yaklaşımı geçerlidir. Buna,Tedbirlilik İlkesi (Precautionary Principle) denir. Türkiye ’de nükleer santral yapımıyla ilgili çevre politikalarında bu ilkenin göz önünde bulundurulması insan gen kaynaklarının korunması anlamına gelecektir.


Sözün özü

"Erdemi öğretmemek, öğrenmemek, adaletle karşılaştığında onu benimsememek ve iyi olmayanı değiştirememek; işte benim kaygılarım. "
Konfüçyüs

“İki şey dünyaya hükmeder; biri kılıç, diğeri düşünce. Kılıç, eninde sonunda düşünceye yenilir.”Napolyon.

Yeni

Bilgiyi giriş olarak alan, bunu belli bir kurala göre işleyen ve sonucu çıktı olarak veren sisteme basit olarak bilgisayar denir. Makine olarak tanımlanan bilgisayar, veriyi belli bir düzen dahilinde işler. Buradaki veri, işlenecek bilgidir. Verinin işleniş düzenini veya kuralları donanımın dışında komutlar koyar. Sayısal değerler belli bir formatta sisteme yerleştirilmek zorundadır. Sistemdeki herhangi bir fiziksel ve mantıksal parametreler ikilik sayılarla ifade edilmektedir.

Bilgisayar sistemleri iki temel öğeden oluşmaktadır. Bunlar; yazılım ve donanımdır. Her ikisi de birbirinin tamamlayıcıdır, birisi olmazsa diğeri de olmaz. Sistem öncelikli olarak tasarlanırken önce sistemi meydana getirecek elemanlar, yani donanım parçaları göz önüne alınır. Daha sonra yazılım bu yapıya bakılarak yazılır. Yazılım, donanımın hangi yönteme göre nasıl çalışacağını gösteren bir sanal uygulamadır. Donanım, yazılıma göre belli zamanlarda devreye girerek fonksiyonlarını yerine getirmekle görevlidir.Tüm sayısal bilgisayarlar şekilde gösterilen elemanlara sahiptir. Bunların dışındaki eleman ya da cihazlar seçimliktir. 

Bilgisayarı oluşturan bir sistemdeki temel elemanlar; mikroişlemci(CPU), bellek ve giriş/çıkış (G/Ç) birimleridir. Mikroişlemcinin işleyeceği komutlar ve veriler geçici veya kalıcı belleklerde tutulmaktadır. Bilgiyi oluşturan komut ve veriler bellekte karmaşık veya farklı alanlarda tutulabilir.

Bilginin işlenmesi sırasında ortaya çıkabilecek ara değerler, en sonunda sonuçlar bellekte bir yerde depolanmak zorundadır. Bütün bu yapılan işlemler bir hesaba dayanmaktadır. Bilgisayarın bilgiyi işlemedeki ana karar vericisi sistemin kalbi sayılan mikroişlemcidir. CPU tarafından gerçekleştirilen iki temel işlem vardır. Birincisi, komutların yorumlanarak doğru bir sırada gerçekleşmesini sağlayan kontrol işlevi, diğeri; toplama, çıkarma ve benzeri özel matematik ve mantık işlemlerinin gerçekleştirilmesini sağlayan icra işlevidir.

Ayrıca sistemin dışarıda denetlemek islediği bir aleti belli bir düzende kontrol edebilmesi için bir de giriş/çıkış birimine gerek vardır. G/Ç birimi, makine ile kullanıcı (veya programcı) arasında bilginin makine dilinden insanın anlayacağı dile çevrilmesinde veya tersi işlemde iletişim (aracı) sağlar. Sistemin öne çıkmayan diğer elemanları iletişim yollandır. Adres yolu, veri yolu ve kontrol yolu olarak üçe ayrılan iletişim yolu, bilgisayar sistemindeki birimler arasında bilginin taşınmasından sorumludur.Adres yoluna bellekten getirilerek çalıştırılmak istenen komut adresi veya komutun işlenmesiyle bellekten getirilecek verinin adresi konulur. Sonuç olarak, ister insan yapısı ister yapay olsun her bilgisayar aşağıdaki elemanlara sahip olmalıdır: 

1. Programın yorumlanması ve çalıştırılmasını gerçekleştiren bir mikroişlemci. 2. Bir dizi komutlardan oluşan program ve verilerin sürekli veya geçici depolandığı bellek. 3. Bilgisayarın dış dünya ile bağlantısını sağlayan sağlayan giriş/çıkış birimi. 4. CPU ve bellek aracındaki bilgi aktarımını ve işlemcinin dış dünya ile iletişimini sağlayan iletişim yolları

 

Üye formu

Etiketler

Google, 2008’in en çok arananl

News image

Google, 2008 yılında her gün arama motoruna girilen milyonlarca sorguya dayanarak derlenen İnternet Zeitgeist’ini (Almanca’da zamanın ruhu anlamına gelen kelime) açıkladı....

Devamı ...

MySpace videoları cebe girecek

News image

MySpace, kullanıcılar tarafından yüklenen videoların mobil platformlarda görüntülenmesine olanak tanıyacağını açıkladı....

Devamı ...

Wikipedia editör dostu olmak i

News image

Wikipedia vakfı, sıradan kullanıcıların da İnternet ansiklopedisine katkıda bulunmasını sağlamayı amaçlıyor....

Devamı ...

e-Devlet Kapısı “Bismillah”la

News image

www.türkiye.gov.tr açıldı. Siteye erişimde Türkçe karakter sorunu yok, ancak birçok işlem için şifre gerekiyor. Şifre PTT’lerden bir günde, oturduğunuz yerden ise bir haftada ...

Devamı ...

e-devlet kapı duvar!

News image

2003 yılından beri yürütülen e-Devlet Projesi kapsamında bugün yayına girecek olan e-Devlet Kapısı, açılmasına saatler kala hâlâ kilitli görünüyor. Adreste ne bir test yayını, ne de “yakında hizmetteyiz” notu vardı, site resmi tören sonrasında açıldı....

Devamı ...

Mahkeme kararı Facebook’tan te

News image

Avustralya’da bir avukat, borcunu ödemeyen bir çifte, ipotek ettirdikleri evlerinin haczedildiğine dair mahkeme kararını sosyal iletişim ağı Facebook ile tebliğ ...

Devamı ...

Ayakkabı eylemi bilgisayar oyu

News image

ABD Başkanı George W. Bush’a hafta sonu Bağdat’ta yaptığı ziyaret sırasında ayakkabılarını fırlatan Iraklı gazeteci Muntazır El Zeydi’nin eyleminin yankıları İnternet’te de devam ...

Devamı ...

1,3 dolara satılık çalıntı Fac

News image

Bilgisayar korsanları, çaldıkları Facebook hesaplarının tanesini 1,3 dolardan çevrimiçi sahtekarlık çetelerine ...

Devamı ...

Google araması çeviri seçeneği

News image

Google, şirketlere özel ürettiği arama sunucularında diller arasında arama yapabilen bir düzeneğin testlerine başladı....

Devamı ...

Avrupa ile Asya iletişim kuram

Akdeniz’de denizaltından geçen 3 kabloda meydana gelen arıza nedeniyle Avrupa, Ortadoğu ve Asya arasındaki internet ve telefon hizmetlerinde sorun yaşanıyor....

Devamı ...

Warner Music - YouTube ortaklı

News image

Warner Music, gelir paylaşımı modeline dayalı içerik ortaklığını sona ...

Devamı ...

Bu sitede erotizm içeren unsur

News image

İngiltere, web sitelerine filmlerde olduğu gibi bir derecelendirme sistemi getirmeyi ...

Devamı ...

Internet Explorer kan kaybediy

News image

Microsoft’un pazar lideri internet tarayıcısı Internet Explorer, tarihinin en düşük kullanım oranına ulaştı....

Devamı ...

Facebook paralı olmayacak

News image

Ünlü teknoloji blogu Techcrunch’ın yazarlarından Michael Arrington’un yaptığı “Facebook zor durumda” yorumları kullanıcıların yanlış yönlendirilmesine yol açıyor....

Devamı ...

Wikipedia 6 milyon dolar hedef

News image

Geçtiğimiz Temmuz ayında Wikipedia’nın kurucusu ve kâr amacı gütmeyen Wikimedia Vakfı’nın yöneticisi Jimmy Wales tarafından başlatılan bağış kampanyası 6 milyon dolarlık hedefine ulaştı....

Devamı ...

More in: MATEMATİK, Genel, Health, Sağlık, teknoloji, Dünya, UZAY, Education, Kimya, Fizik, İcatlar, Mucidler , oyun, Rüzgar Enerjisi, Biyoloji

Metal/p-tipi Yarıiletken Arası

News image

Bu kontak tipinde; fm <fs ise kontak doğrultucu, fm > fs ise kontak omik kontaktır. Kontak yapılmadan önceki durum Sekil 1 'de gösterilmektedir. Yarıiletken Fermi seviyesi fm - fs miktarı kadar metal Fermi seviyesinin üzerin-dedir. Kontak yapıldıktan sonra yük alış-verişi meydana gelir. Yarıiletken tarafında geride pozitif bir uzay yükü (deşikten dolayı) ve metal tarafında negatif bir uzay yükü bırakarak, elektronlar yarıiletkenden uzaklaşır. Dolayısıyla, yarıiletken Fermi seviyesi fm - fs kadar alçalır. Yarıiletken deşikleri metale doğru hızlıca hareket ...

Devamı ...

KARBONHİDRATLAR

News image

Karbonhidratlar, polihidrik alkollerin aldehid ve keton türevleridir. Karbonhidrat yapısındaki en küçük birimler monosakkaritlerdir. Monosakkaritler kristalleşmiş renksiz bileşikler olup çoğu tatlıdır. Bu nedenle basit şekerler olarak da bilinirler. Genel olarak aldehid türevi içeren monosakkaritler aldoz, keton türevi olan monosakkaritler ise ketoz olarak adlandırılır. Monosakkaritler adlandırılırken C sayısı esas alınır ve aldoz şekerin isminin sonuna –oz eki getirilirken ketoz şekerin isminin sonuna –uloz eki ...

Devamı ...

ALKOLLER

News image

Su molekülündeki bir hidrojenin alkil grubu ile değişmesinden meydana gelmiş bileşiklere alkol adı verilir. Alkollerin adlandırılması: Klasik sistemde alkil grubunun adından sonra alkol sözcüğü getirilir; metil alkol, etil alkol, propil alkol, butil alkol gibi. IUPAC sistemine göre alkolün türemiş olduğu alkanın adına –ol son takısını getirmek suretiyle yapar: metanol, etanol, propanol, butanol gibi. Alkollerin Özellikleri a) Fiziksel Özellikler: Küçük moleküllü alkoller, özel kokulu ...

Devamı ...

organik bileşikler

News image

Kimyasal maddelerin sınıflandırılmasında benimsenen sistem, bitki ve hayvan organizmalarından elde edilen bileşiklere organik bileşikler, canlı organizmadan kazanılamayanlara da anorganik bileşikler adını vermiştir. 1784 de Lavoisier, yaşayan organizmalardan elde edilen organik maddelerin mutlaka karbon ve hidrojen içerdiğini ve ayrıca azot ve fosfor da içerebildiğini saptamıştır. Bu şekilde kimyanın ikiye ayrılması, organik ve anorganik maddeler arasında kesin bir farklılık olduğu görüşünü de beraberinde ...

Devamı ...

Dalton’un kısmi basınçlar yasa

Bir gaz karışımında gazlardan her birinin kendi yaptığı basınca kısmi basınç ismi verilir. Dalton’un kısmi basınçlar yasasına göre bir gaz karışımının toplam basıncı karışımın bileşenlerinin kısmi basınçlarının toplamına eşittir. PT =  PA + PB +…...

Devamı ...

Gazlar

News image

Gazlar moleküller arası çekim kuvvetleri en az olan maddelerdir. Gaz molekülleri birbirinden bağımsız hareket ederler. Aralarındaki çekim kuvveti sadece London çekim kuvvetidir. Büyük basınç ve düşük sıcaklıklarda sıvılaştırılabilirler. Gaz molekülleri bulundukları yeri her tarafına eşit oranda yayılarak doldururlar. Basınç altında yüksek oranda sıkıştırılabilirler. Sıcaklık ile basınç doğru orantılıdır. Düşük yoğunlukları vardır. Basınç (P), sıcaklık (T) ve hacim (V) gazların durumunu değiştirebilen e...

Devamı ...

Çözeltiler

Çözücünün Durumuna Göre : Çözücünün Fizik Hali Çözünen Maddenin Fizik Hali Örnek Katı Alaşımlar Katı Sıvı Gümüş içinde civa Gaz Palladium içinde hidrojen Katı Su içinde şeker Sıvı Sıvı Su içinde alkol Gaz Su içinde oksijen Katı Azot içinde iyot Gaz Sıvı Azot içinde su Gaz Azot içinde oksijen Elektrik Akımı İletmelerine Göre:. ...

Devamı ...

Tanecikler Arasındaki Çekimle

Erime ve kaynama noktaları moleküller arası etkileşim kuvvetlerine bağlıdır. Moleküller arasındaki etkileşim ne kadar büyükse maddenin erime ve  kaynama noktası o kadar yüksek olur. Polar moleküllü bileşiklerin kaynama noktaları apolar moleküllü bileşiklerin kaynama noktalarında büyüktür. Çünkü dipol-dipol etkileşmesi sıvı moleküllerinin birbirinden ayrılarak bağımsız gaz molekülleri haline gelmesini zorlaştırır. Ayrıca apolar bir moleküldeki çekim kuvveti kalıcı değil anlıktır....

Devamı ...

Moleküller Arası Çekim Kuvvetl

1. van der Waals (London) kuvvetleri Elektrik yüklü bir cisim çevresinde bir elektrik alanı oluşturur. Yüksüz cisimlerde bu alandan etkilenirler.Buna indüklenme ile elektriklenme denir. Öncelikle yüksüz bir cismin, atom çekirdeklerinden ve elektronlarından oluştuğunu hatırlayalım. Ortamda (+) yüklü bir cisim var ise yüksüz cisimdeki elektronlar bu (+) kutup tarafından çekilir. Diğer bölgede ise elektron noksanlığı veya (+) yük oluşur. İşte bu sayede polar olmayan (apolar) ...

Devamı ...

Moleküllerin Polaritesi

Bir molekülün yük dağılımı ve  şekli molekülün polaritesini belirler. İki atom arasında oluşabilecek bağlardan birisi de kovalent bağdır. Bu kovalent bağ iki atomun ortaklaşa kullandığı bir çift elektron sayesinde oluşur.  Bu bağ elektronları elektronegativiteleri birbirinden farklı olan atomlar tarafından farklı kuvvetlerde çekilir. Örneğin HF bileşiğini inceleyecek olursak florun elektronegativitesi hidrojen atomundan daha büyük olduğu için bağ elektronları flor atomu tarafından daha fazla ...

Devamı ...

İskelet Ve Kas Sistemi

Canlılarda, vücuda desteklik sağlayan ve hareketi kolaylaştıran sistemdir. Tek hücrelilerde bu görevi hücre zarı ve hücre çeperi yapar. ...

Devamı ...

Bir Rekabet Silahı Olarak Ürün

News image

Ürün tasarımı başarı için önemli bir anahtardır, çünkü ürün maliyetinin, kalitesinin ve tüketici hizmetlerinin belirlenmesinde önemli bir paya sahiptir.  Bu üç faktör şirketin rekabet durumunun belirlenmesinde çok önemli bir pozisyona ...

Devamı ...

Hizmet Ürünlerinin Tasarımı Ve

News image

Hizmet, karşılanmamış ihtiyaçların tatmin edilmesi düşüncesi ile başlar.  İlk değerlendirme, piyasa potansiyelinin ve fizibilitesinin belirlenmesi ile yapılır, daha sonra da prototip tasarımı, analizi ve testi yapılır, bunların sonunda da sonuç tasarıma ulaşılır.  İmalat ve hizmet sistem tasarımları arasındaki farklar, müşteri odağının ve insan etkileşimi derecesinin farklı olmasıdır.  Hizmet sektöründe bunlar daha yoğun olduğu için taleplere daha hızlı cevap verilebilmesi için daha esnek olunması gerekir. ...

Devamı ...

Kalite Ve Güvenilirlik

News image

Bir ürün tasarımı tüketicinin ihtiyaçlarını karşılayabilecek teknik özelliklere sahip olmalıdır. Bu niteliklere uygunluk satın alma ve üretim departmanlarının sorumluluğu altındadır. Satın alınan ve kullanılan malzemelerin bu özelliklere uygunluğu kontrol edilmelidir. Ayrıca yetersiz üretim yöntemleri de kalitenin düşmesine yol açar.  Ambalajlama ve dağıtım da ürünlerin tüketicinin eline sağlam geçmesini sağlamada son derece önemlidir.  Son olarak kullanma kılavuzlarının kalitesi ve satış sonrası hizmetleri de ürünün başarıya ulaşmasında rol sahibidir. Piyasaya sürülen pek çok bilgisayar teknik bilgisi kuvvetli olmayanlar ...

Devamı ...

ÜRÜN GELİŞTİRME SÜRECİ

News image

  Ürün geliştirme çalışmaları, pazar araştırması ile başlayıp,ürünün tasarımı ile devam eden,üretim süreçlerinin tasarımı ile sürdürülüp,ürünün fiziksel olarak yapımı ile sonuçlanmayan ; ancak pazara sunulup geri bildirim ile çevrimi tamamlanan bir süreçtir. Bu süreç aslında ürünün yaşamı boyunca devam eder....

Devamı ...

More in: Oss biyolji, Oss coğrafya, Öss fizik, Oss geometri, Kimya, öss matematik, Öss türkce, İktisat

Video

Restore Default Settings
Şu anda 42 konuk çevrimiçi