Osmanlıların sürekli genişleyen sınırları, Akdeniz'in kontrolünü ele geçirmeleri, Kızıldeniz, Karadeniz ve Hint Okyanusu'nda gerçekleştirdikleri deniz seferleri, onların yeni coğrafya bilgilerine ihtiyaç duymalarına sebep olmuştur. Klasik İslam coğrafya eserleri ve Avrupa'daki çağdaş çalışmalar bu konuda kaynak olmuştur. Ayrıca Osmanlı coğrafyacıları, şahsî gözlemlerini ilave ettikleri orijinal çalışmalar da ortaya koymuşlardır. Onaltıncı asırda, Osmanlı haritacılığı Piri Reis'in çalışmalarıyla en büyük eserlerini vermiştir. Pirî Reis'in, Avrupa ve İslam haritalarından istifade ederek ve aynı zamanda kendi tecrübelerine dayanarak 1513'te çizdiği haritanın bugün elimizde bulunan kısmı büyük ölçekli dünya haritasının bir parçası olup, Güney Batı Avrupa, Kuzey Batı Afrika, Güney Doğu ve Orta Amerika bölgelerini ve yeni dünya hakkında ilk bilgileri ihtiva etmektedir. Bu, enlem ve boylam çizgileri olmayan ancak kıyıları ve adaları içine alan portulan tipi bir haritadır. Pirî Reis, ikinci haritasını 1528'de Kanunî Sultan Süleyman'a takdim etmiştir. Sadece bir parçası günümüze kadar gelen bu harita, Kuzey Atlas Okyanusu'nu ve Kuzey ve Orta Amerika'da yeni keşfedilen yerleri içine almaktadır. Pirî Reis'in Kitab-ı Bahriye adında 1525'te Kanuni Sultan Süleyman'a sunduğu bir de coğrafya kitabı bulunmaktadır. Doğu ve Batı kaynaklarından yararlanarak hazırladığı bu önemli kitap, Akdeniz ve Ege denizindeki şehirlerin harita ve çizimlerini ihtiva etmekte, kendi gözlemlerine dayalı olarak denizcilik ve deniz astronomisi hakkında da geniş bilgiler vermektedir Diğer Osmanlı kaptanlarından Seydi Ali Reis, (ö.1562) deniz coğrafyası konusunda önde gelen şahsiyetlerden olup, Hint Okyanusu'ndaki kendi gözlemlerini ve uzun deniz seyahatlerinde gerekli olan astronomi ve coğrafya bilgileri ihtiva eden el-Muhit adlı çok kıymetli Türkçe bir eser yazmıştır. Diğer taraftan Matrakçı Nasuh'un Türkçe yazmış olduğu Beyân-ı Menâzil-i Sefer-i Irakeyn adlı eseri, tavsifî coğrafyanın en iyi örneklerinden birisidir. Tarih-i Hind-i Garbî adlı eser, (muhtemelen Muhammed b.Emir el-Suûdî el-Niksarî (ö.1591), tarafından onaltıncı asırda yazılmış), Amerika'dan ve coğrafî keşiflerden bahseden diğer bir çalışmadır. İspanyolca ve İtalyanca yazılan kaynaklara dayanılarak hazırlanan bu eser 1573'te Sultan III. Murad'a takdim edilmiştir. Üç bölümden oluşan eserin üçte ikisini kapsayan üçüncü bölümü kitabın en önemli kısmıdır. Bu bölüm, 1492 yılında Amerika'nın keşfinden başlayarak 1552 yılına kadar Colombus, Balboa, Magellan, Cortes ve Pizarro'nun, altmış yıllık maceralarını anlatmaktadır. Bütün bunlar, Avrupalılar tarafından gerçekleştirilen coğrafî keşiflerden Osmanlıların haberdar olduklarının birer göstergesidir. Onyedinci yüzyılda ise Kâtip Çelebi, Mercator ve A.S. Hondio'nun Atlas Minor adlı eserini Levamiü'n- Nur fi Zulmeti Atlas Minör adıyla tercüme etmiştir. Katip Çelebi'nin Batı ve Doğu kaynaklarından ve kendi tecrübelerinden yararlanarak kaleme aldığı Cihannüma adlı eseri Osmanlı coğrafyası ve tarihi bakımından kıymetli bir eserdir. Cihannüma kendisinden sonra gelen Osmanlı alimleri üzerinde büyük bir etki bırakmış ve Piri Reis'le başlayan Osmanlı coğrafyacılığı Cihannüma ile gelişmiş ve bu akım kesintisiz olarak ondokuzuncu yüzyıla kadar devam etmiştir. Onyedinci asırdan itibaren Avrupa kaynaklarından tercüme edilmiş pek çok bilim eserleri bulunmaktadır. Bu tercümeler vasıtasıyla yeni bilim kavramlarının Osmanlı bilim dünyasına tedrici girişinin başladığı görülür. Tespitlerimize göre astronomi konusunda Avrupa dillerinden tercüme edilmiş olan ilk eser, Fransız astronom Noel Duret'nin (ö.1650 civarı) Paris'te 1641'de basılan Ephemerides Celestium Richelianae ex Lansbergii Tabulis adlı zicidir. Bu eser, Osmanlı astronomu Zigetvarlı Tezkereci Köse İbrahim Efendi tarafından 1660 da Secencelü'l-Eflak fi Gayeti'l-İdrak adıyla tercüme edilmiştir. Bu tercüme aynı zamanda Osmanlıda Kopernik ve onun güneş merkezli (heliocentric) kâinat sisteminden bahseden ilk kitaptır. Zamanın müneccimbaşısı Müneccimek Mehmed Efendi'nin kitaba gösterdiği ilk tepki "Frenklerin böyle fodullukları boldur" şeklinde olmuş; ancak mütercimden kullanımını öğrendikten ve Uluğ Bey Zici ile karşılaştırdıktan sonra eserin kıymetini takdir etmiş ve mütercimi mükâfatlandırmıştır. Müneccimbaşının ilk reaksiyonu, Osmanlıların kendi bilim birikiminden emin olarak Batı'nın ilmî üstünlüğünü hemen kabul etmeyip ihtiyatlı yaklaşımlarının tipik bir örneğidir. Kopernik'in getirdiği ve Avrupa'da büyük tartışmalar yaratan yeni astronomi anlayışının temel unsuru olan Güneş'in âlemin merkezi olduğu ve Yer'in hareket halinde olması meselesi klasik Osmanlı astronomları tarafından talî bir teknik detay seviyesinde ele alınmış ve polemik konusu yapılmamıştır. Bunun sebepleri arasında İslam astronomları nezdinde bu konuya ters gelen herhangi bir dinî dogmanın olmaması sayılabilir. Onsekizinci yüzyılın son çeyreğinde kurulmaya başlayan ve ondokuzuncu yüzyılın başında sağlam bir hüviyet kazanan yeni eğitim kurumlarında modern astronomi eğitimi başlayıncaya kadar Avrupa dillerinden tercüme edilen astronomi eserlerinin çoğunu ziçler oluşturmuştur. Onyedinci asrın ikinci yarısından sonra ve onsekizinci asır içinde tamamlanan tercüme eserlerin arasında modern coğrafyadan bahseden en önemli eser, Ebu Bekr b. Behram el-Dimaşkî'nin (ö.1691) Janszoon Blaeu'nun kısaca Atlas Major olarak tanınan 11 ciltlik Latince eserini Nusretü'l-İslâm ve's-Sürûr fi Tahrîr Atlas Mayor adıyla 6 ciltte halinde ve serbest uslupta tercüme etmiştir. İbrahim Müteferrika, Andreas Cellarius'un ilk baskısı 1708'de yapılan Atlas Coelestis adlı eserini 1733 yılında Mecmuatü'l- Hey'eti'l Kadime ve'l-Cedide adıyla tercüme etmiştir. Yine, 1751'de Belgrad tercümanı Osman b. Abdülmennan'ın Bernhard Varenius'un Latince eserini Tercüme-i Kitab-ı Coğrafya adıyla tercüme ettiğini görüyoruz. Bu tercümeler yanında klasik Osmanlı astronomi ve coğrafya eserleri ve bunlara bağlı olarak ilmî faaliyetler kendi klasik geleneği çerçevesinde devamlılığını korumuştur. Bu dönem Osmanlı bilim literatürünü topluca gözden geçirdiğimizde; Osmanlı âlimlerinin üstünlük duygularını yendikten sonra yeni bilgi, mefhum ve teknikleri kolaylıkla kabul ettikleri söylenebilir. İdarecilerin müspet yaklaşımları yanında ulemânın da Güneş merkezli kâinat sistemi örneğinde görüldüğü gibi düşmanca tavırları da olmamıştı. Bu safhada din ile Batı bilimi arasında herhangi bir çatışma yoktu. Onsekizinci yüzyıla gelindiğinde Osmanlı bilim literatürünün bir özelliğini daha görmekteyiz. -ki bu özelliğin bazı örneklerine ondokuzuncu yüzyılın başında da rastlanılmaktadır- derlenen veya tercüme edilen eserlerde Avrupa kaynaklı modern ilmî bilgilerin yanısıra eski bilim geleneğinin (Türk-İslâm) de yer almasıdır. Bu durumun bir örneği Yer ve Güneş merkezli kainat modellerinin birlikte tanıtıldığı eserlerde görülebildiği gibi, tıp sahasında da benzer durumlarla karşılaşılmaktadır. Onaltıncı asırdan itibaren, Avrupa'dan bazı hekimlerin gelmesi, aynı zamanda Avrupa kaynaklı birçok salgın hastalığın yayılması, yeni tedavi ve korunma metotları ve tıbbî fikirleri de beraberinde getirmiştir. Onyedinci asırda Paraselsus (ö. 1541) ve onun takipçilerinin yeni tıbbî doktrinleri Osmanlı tıp literatüründe "Tıbb-i cedid" veya "Tıbb-i kimyevî" adları ile ortaya çıkmıştır. Bu gelişmelerin en meşhur takipçilerinden biri olan Salih b. Nasrullah (ö.1669), Nüzhetü'l-Ebdan adlı eserinde birçok Avrupa kaynağından iktibaslar yapmış ve ilaç terkiplerini almıştır. Aynı şekilde el- İznikî de (ö.18. asır) eski tıp ile yeni tıbbı bir arada sunduğu Kitab-ı Künüz-i Hayat el- İnsan Kavanin-i Etibba-ı Feylesofan adlı eserini Arap, Fars ve Eski Yunan kaynakları yanında dönemin Avrupa tabiblerinin eserlerinden istifade ile hazırlamıştır. Ömer Şifaî de (ö.1742) el Cevher el-Ferid 'inde bu eseri, Avrupa dillerinden Türkçe'ye tercüme ettiğini ve kitapta yer alan ilaçların Latin tabiplerinin kitaplarından alındığını belirtmiştir. Böylece, Osmanlı tıp literatüründe Avrupa kaynaklı yeni tıp bilgi ve metotları ile geleneğe dayalı tıp bilgi ve metotları, ondokuzuncu asrın başlangıcına kadar birlikte uygulanmıştır. Son yıllarda yaptığımız araştırmalar ve Osmanlı bilim literatürü tespit ve tasnif çalışmalarımız neticesinde, Osmanlı astronomi ve matematik literatürü tarihi bütün yönleriyle açığa çıkmış bulunmaktadır. Bu çalışmaların neticeleri Osmanlılardaki ilmi faaiyetlerin yoğunluğu hakkında da tam bir açıklık getirmektedir. Astronomi Literatürüne bakıldığında 15. Yüzyıldan Cumhuriyete kadar olan dönem içerisinde 582 müellif, astronomi konusunda toplam 2438 eser hazırlanmıştır. Bu eserlerin yüzyıllara göre dağılımı şöyledir: Onbeşinci yüzyılda 52 eser (genel toplam içerisindeki yüzdesi %2), onaltıcı yüzyılda 300 (), onyedinci yüzyılda 190 (%8), onsekizinci yüzyılda 344 (), ondokuzuncu yüzyılda 267 (), yirminci yüzyıl 222 (%9); dönemi bilinmeyen 1063 (D). Aynı değerlendirmeleri Matematik konusundaki eserlere göre yapacak olursak: tespit edilebilen 491 müellifin toplam olarak 1116 eser hazırlamış oldukları görülmektedir. Bu eserlerin yüzyıllara göre dağılımı ise şöyledir: Onbeşinci yüzyılda 28 eser (genel toplam içerisindeki yüzdesi %3), onaltıcı yüzyılda 81 (%7), onyedinci yüzyılda 70 (%6), onsekizinci yüzyılda 121 (), ondokuzuncu yüzyılda 176 (), yirminci yüzyıl 466 (A); dönemi bilinmeyen 174 (). Bu istatistiki bilgilerden Astronomiye ait eserlerin sayıca Matematiğe ait eserlerden daha fazla olduğu görülmektedir. Bunda astronomide, bilhassa takvimlerin büyük bir yer tutmasından kaynaklanmaktadır. Burada eser sayısında onsekizinci yüzyıla kadar sürekli bir artış gözlenmesidir. Bu asırda zirveye ulaşan eser sayısı daha sonra düşmeye başlamıştır. Matematiğe dair yazılan eser sayısı, onyedinci yüzyıl dışında devamlı olarak artmıştır. Özellikle ondokuzuncu yüzyılda büyük bir artış kaydeden matematik eserleri yirminci Yüzyılda zirveye ulaşmıştır. Ancak her iki konuda hazırlanan eserlerdeki artış oranları paralel denebilecek ölçüde birbirine yakındır.