|
Oca 01
2009
|
|
Blogum
|
Oca 01
2009
|
Hipertansiyon Nedir?Posted by bilimselkonular in saglik |
|
-
Yüksek tansiyon (hipertansiyon), tüm Dünyada ciddi olarak insan ve toplum sağlığını tehdit eden, kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği gibi ölümcül sonuçlara yol açan, tehlikeli ve yaygın bir hastalıktır. Kan basıncı ile kalp damar hastalıkları arasında yakın ilişki vardır. Kan basıncı ne kadar yüksekse kalp krizi, kalp yetmezliği, felç, göz ve böbrek hastalıkları gelişme riski de o kadar yüksektir.
|
Oca 01
2009
|
|
bölümü, ümmete bağlı Osmanlıcılığın terk edilerek milliyetçiliğin benimsenmesinin, memleketin geleceği için gerekli olduğuna inanıyorlardı. Bu inanç sonucunda Türkçülük ve Milliyetçilik akımları doğmuş, her sahada milli kimlik ve kimlik arayışları başlamıştır. Türk Dili, Türk Vezni, Türk Zevki ve Kültürü ile Milli konuları, Milli Ülküleri işleyen Türk Edebiyatı ihtiyacı ve özlemi sonucunda 1911-1923 yılları arasında Milli Edebiyat akımı doğmuştur. Bir kısmı daha sonra Cumhuriyet dönemi yazar ve şairleri arasında da yer alan bu edebiyatın temsilcilerinin en önemlileri, Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Mehmet Emin Yurdakul, Yusuf Ziya Ortaç, Faruk Nafiz Çamlıbel, Enis Behiç Kor yürek, Kemalettin Kamu, Aka Gündüz, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Halide Edip Adıvar, Refik Halit karay, Reşat Nuri Güntekin, Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Necip Fazıl Kısakürek, Halide Nusret Zorlutuna, Şükufe Nihal, Peyami Safa, Ahmet Hamdi Tanpınar'dır. Cumhuriyet kültür, ideoloji, edebiyat alanlarında Milli Edebiyatçıları hemen bütünüyle devralmıştır. Milli Edebiyat akımının özellikleri, cumhuriyetin ilk on yılının da bir özeti olmaktadır. Bu çerçeve içerisinde, Milli Edebiyat akımının ilkeleri de şu şekilde belirtilebilir : Dilde yalınlık, halk edebiyatı şiir biçimlerinden yararlanma ve hece ölçüsü, konu seçiminde yerlilik. Yalın bir dille yazma, konularını hayattan ülke şartlarından seçme ve milli kaynaklara yönelme ilkelerinde birlenilmiştir. İslamcı, Osmanlıcı, gelenekçi görüşlere sahip yazarlardan , bireysel eğilimli yazarlara kadar tüm edebiyatçılara açık bir bütünlük mevcuttur. Çünkü artık söz konusu olan Milli Edebiyat akımı kavramı değil, Milli Edebiyat dönemidir. Bu akım dilde ve duyuşta 1911-1915 dönemi milliyetçilik fikirlerinin ön planda olduğu roman, hikaye, tiyatro eseri ve şiirler verilmesine yol açmıştır.
Türk milletine mensup olma şuuru, tarih içinde devamlılık düşüncesi, kendi kalarak Batılılaşma inancı, 1911-1923 yılları arasındaki akımın temelleridir. Bu dönemin bariz özelliği, Türk Romantizminin edebi tezahürlerini göstermesidir. Adını 1912'den itibaren duyurmakla beraber asıl şöhretini Milli Mücadele Devrinde kazanan Yahya Kemal Beyatlı, ölümüne kadar saf şiir peşinde koşmuş bir mısra kuyumcusudur. İslamcı şair olarak tanınan, başta İstanbul'da olmak üzere çeşitli şehir ve ülkelerin geri kalmışlığını, çaresizliğini, aydınların yabancı amacını anlatan Mehmet Akif Ersoy'un Safahat (Safhalar) adlı şiir kitabı hem aydınlar hem de geniş halk yığınları üzerinde büyük etki yapmıştır. Gerek Mehmet Akif Ersoy gerekse Yahya Kemal Beyatlı şiir dili ile konuşma dili arasındaki uzlaşmalığı ve Türk diline zor uyan aruzun engellerini ortadan kaldırıp yaşayan Türkçe ile başarılı şiirler yazmışlardır. Yahya Kemal Beyatlı sadece bir şair olarak değil, medeniyet ve kültür araştırıcılığı, çok çeşitli fikri ve edebi zenginlikleri şahsında toplamış, sohbetleri ile çığır açmış bir edebiyatçı olarak da tanınır. Birinci Dünya Savaşı ve Türk Kurtuluş savaşından sonra Türkiye'de meydana gelen en önemli olay, tarihe karışan Osmanlı Devletiyle birlikte, onun dayandığı müesseseler, sosyal tabaka, hayat felsefesi, dil ve üslubun ortadan kalkarak, yeni bir rejime, zihniyete ve sosyal düzene dayanan yeni bir devletin kurulmasıdır. Cumhuriyet devri, halk iradesine dayanan parlamento rejimini getirdi. Bu rejimi kuran ilk nesil, Kurtuluş savaşını kazanan subaylar, İkinci Meşrutiyet devrinde yetişen münevverlerdir. Hem büyük bir kumandan hem de kültür ve medeniyet konularında ileri görüşlü olan Mustafa Kemal Atatürk,bu münevverlerle birlikte Türkiye'nin sosyal, iktisadi ve kültürel yapısını değiştiren inkılapları gerçekleştirdi. Cumhuriyet devri edebiyatının ilk dönem eserleri bu siyasi, sosyal ve kültürel çerçevenin etkilerini taşır. Cumhuriyet kuruluşunu hazırlayan milliyetçilik ideolojisi içinde doğan Milli Edebiyat akımı Cumhuriyetin ilk yıllarında en olgun eserlerini verdi. Cumhuriyet rejimi ve bu devirde meydana getirilen sosyal ve iktisadi müesseseler üstünde başlarında büyük Türk sosyolog ve düşünürü Ziya Gökalp'in bulunduğu Türkçü ve Milliyetçi münevver zümre etkili oldu. Gökalp'in Türkiye ve Türkler için şekillendirdiği düşünceler başta Atatürk olmak üzere, Cumhuriyeti kuran birinci neslin dünya görüşünün kaynağını teşkil etti. 1880 yıllarından sonra doğan, II. Meşrutiyeti, Balkan savaşını ve Kurtuluş savaşını gören ve modern Türkiye Cumhuriyetinin aydın tabakasını meydana getiren nesil, felaketlerle olgunlaşmış ve zenginleşmiş hayat tecrübesine sahiptir. Halka ulaşabilmek ve onunla bütünleşebilmek için onun dilini kullanmak gerektiğine bu nesilden yazarlar eserlerinde konuşma dilini kullandılar. Halk dilini kullanırken gençlik yıllarında hayran oldukları Edebiyat-ı Cedide (Yeni Edebiyat) yazarlarının ince zevkini günlük dile aktardılar. Genç Kalemler Dergisinde başlayan bu çalışmalar başlangıçta Edebiyat-ı Cedide topluluğunda yer alan ve II. Meşrutiyet devrinde Türkçülük akımına katılan Ahmet Hikmet Müftüoğlu devrinin ilk dönem şairleri Türkçülerin yaygınlaştırdığı sade dil ve hece veznini kullandılar. Memleket gerçekleri ve bir ölçüde günlük hayat şiir konuları arasına girdi. Mütareke yıllarında şöhret kazanan hececiler, Orhan Seyfi Orhon (1890-1972) ve Yusuf Ziya Ortaç'dan (1896-1967) sonra yetişen Faruk Nafiz Çamlıbel (1898-1973) ile Kemalettin Kamu (1901-1948) Anadolu'yu ve vasat insan tipini şiire soktular. Hece vezni ile serbest tarzda şiirler yazan Enis Behiç Koryürek'in (1892-1949) şiirleri tarihi ve milli heyecanları yansıtır. Kendine has üslubu, vatan, coğrafya ve tarihini İstanbul dekoruyla canlandıran Yahya Kemal Beyatlı (1884-1958) hem şiirde hem de nesirde çok başarılı örnekler veren çok yönlü bir edebiyatçıdır.
Genç yaşında Rusya'ya giden ve oradan Marksist ve materyalist bir inançla dönen Nazım Hikmet Ran (1902-1963) Türkçe'nin estetiğini Mayakovski tesirleri taşıyan yeni bir tarzda kullanarak ihtilalci şiirler yazdı. 1960'lı yıllardan sonra Türk Edebiyatı içinde yaygınlaşan sosyalist akımının başlangıcı bu şiirler oldu. Ahmet Muhip Dıranas şiiri tamamen estetik olarak kabul eden şairlerdendir. Aynı nesilden olan Arif Nihat Asya (1904-1976) üslup ve ruh yönünden zenginliğini şiirlerine aksettiren orijinal bir şairdir. Türk Edebiyatında küçük klasik hikaye yazma geleneğinin kurucusu ve en başarılı temsilcisi olan Ömer Seyfettin'in (1884-1920) hikaye kitapları 144 baskı yaparken kendisi en çok okunan yazar oldu. Sait Faik Abasıyanık (1906-1948) ve Sabahattin Ali'nin 1935 yılından sonra yayınladıkları hikayeler, birbirinden farklı iki yeni çığır açtı. Sait Faik, konuları İstanbul'da geçen ve şahsi izlenimlerine dayanan şiir duygusuyla dolu hikayeler yazdı. Materyalist bir dünya görüşüne sahip olan Sabahattin Ali, dış tasvirlere ve sade olaylara fazla önem veren hikayeler yazdı. Bu iki yazarla birlikte 1960'lı yıllardan sonra yoğunlaşan günlük hayat ve olayların, düşünce ve beklentilerin edebiyata akması başladı. 1940-1945 yılları arasında Türkiye II. Dünya Savaşına katılmamakla birlikte, siyasi,sosyal,kültürel bakımdan büyük değişikliklere uğradı. İdeolojik yönden Nazizm ve Faşizme karşı açılmış olan bu savaş bütün dünyada olduğu gibi, Türkiye'de de batılı demokrasiye ve sosyalist akımlara üstünlük sağladı. Türkiye, bu yeni kuvvetler dengesi içinde Tanzimat'tan beri yöneldiği Batı medeniyetini ve örnek aldığı, Batı demokrasisini tercih etti. Demokrasiye bağlı hürriyet ve tenkitle beraber sosyalist ve Marksist görüşler de Türkiye'ye girdi. Şiirlerini 1941 yılında Garip adlı kitapta toplayan Orhan Veli Kanık'a ve onunla aynı tarzı paylaşan Melih Cevdet Andan ve Oktay Rıfat, Garipçiler adıyla anıldılar ve Türk şiirlerinde yeni bir akım meydana getirdiler. Bu akımın esası, şiiri öteden beri vazgeçilmez unsurlar sayılan vezin, kafiye ve benzetmelerden sıyırarak, duyuların yalın ifadesi haline getirmekti. Orhan Veli, bu tarzda yazdığı başarılı şiirlerle kendisinden sonrakileri büyük ölçüde etkiledi. Cahit Sıtkı Tarancı (1910-1956) aynı sadeliği vezin ve kafiyeyi kullanarak sağladı. Tarancı mısra içindeki belirli durakları kaldırarak veya değiştirerek hece vezninde yenilik yaptı. Bu neslin dünya görüşü Andre Gide'in tesiri ile varlık ötesi geçmiş ve gelecek tasavvurları olmaksızın anlık duyumlara dayanıyordu. Sait Faik'in eserleri de dahil olmak üzere bu grubun eserlerinde yaşama sevinci hakimdir. Serbest şiir hızla yayılmış, Asaf Halet Çelebi, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Behçet Necatigil gibi başarılı temsilciler yetişmiştir. Asaf Halet Çelebi bazı şiirlerinde doğu mistisizmi ile tasavvufu birleştirdi. İlk şiirlerinde serbest çağrışımlara yer veren Fazıl Hüsnü Dağlarca, şuur altının karanlık akımlarını ifade eden sembollerle dolu orijinal şiirler yazdı. Behçet Necatigil, şiirlerinde büyük şehir hayatı içinde ezilmiş ve kaybolmuş insanın kırık, karanlık, dolaşık duygularını anlattı. Şiirlerinde ahengi ihmal eden Necatigil, divan şiirinde olduğu gibi, gittikçe derinleşen bir arka planı işlemiştir. 1950 yılından itibaren Türk yazar ve şairlerinin büyük bir kısmı hayat görüşlerini "toplumsal gerçekçilik" adıyla edebiyata uyguladılar. Bu dönemde Batıdan gelen varoluşculuk ve gerçeküstücülük akımları da hayata bakış tarzıyla beraber eserlerinin kompozisyon ve üslubunu da değiştirdi. Son kırk yıllık Türk Edebiyatı Batıdan gelen akımlar, sosyalist dünya görüşü, milli ve dini yaklaşımlar ve çok partili dönemde çeşitlenen politik tercihler doğrultusunda fevkalade çeşitlilik göstermekte, edebiyat çok kere vasıta gibi kullanılmakta ve yeni arayışlar içinde görünmektedir. Kısa zaman içinde büyük şöhret kazanan veya adını pek az duyurabilen yazar ve şairlerin Cumhuriyet terkibi paralelinde kurulmakta olan yeni edebiyat geleneklerine katkıda bulunmakla beraber, bunlar hakkında içinde yaşarken objektif tenkitler yapmak ve edebiyat tarihindeki yerlerinin belirlenmesi mümkün olamamaktadır. Özellikle 1960'lı yıllardan sonra gelişen kadın yazar ve şairlerin sayılarının artmış olması feminist akımın da diğer pek çok akım gibi Türk Edebiyatı içinde yer almasını sağlamıştır. 1850-1986 yılları arasında isimleri en çok duyulan ve okunan roman ve hikayeciler şöyle sıralanabilir : Halide Nusret Zorlutuna, Nihal Atsız, Safiye Erol, Tarık Dursun K., Attila İlhan, Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Kemal Tahir, Tarık Buğra, Mustafa Necati Sepetçioğlu, Firuzan, Adalet Ağaoğlu, Sevgi Soysal, Tomris Uyar, Emine Işınsu, Sevinç Çokum, Selim İleri, Cevat Şakir (Halikarnas Balıkçısı), Bekir Büyükarkın, Necati Cumalı, Haldun taner, Mustafa Kutlu, Muhtar Tevfikoğlu, Bahaettin Özkişi, Durali Yılmaz, Rasim Özdenören, Şevket Bulut.
Bu dönemin şairleri: Behçet Kemal Çağlar, Necati Cumalı, Ümit yaşar Oğuzcan, Bekir Sıtkı Erdoğan, Atilla İlhan, Yavuz Bülent Bakiler, Mehmet Çınarlı, Mustafa Necati Karaer, Munis Faik Ozansoy, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, İlhan Geçer, İlhan Geçer, Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Turgut Uyar, Sezai Karakoç, Bahaettin Karakoç'tur.
|
Ara 31
2008
|
|
Günümüz felsefe anlayışlarında “analitik” kavramı genellikle, doğrulukları ancak biçimleri aracılığıyla ya da kendilerini oluşturan terimlerin anlamları aracılığıyla bilinebilen önermelere uygulanır.Özne yüklem ikilisinden oluşan bir yargıda ya da önermede özne yüklemi “içeriyorsa” bu yargı ya da önerme analitik sayılır.
|
Ara 31
2008
|
|
Zannetme ki şöyle böyle bir söz
Gel sen dahi söyle böyle bir söz
diyerek kendine ve sanatına olan güvenini ortaya koyan Şeyh Galip, 18. yüzyılın ikinci yarısında Istanbul'da yaşamıştır. Galata Mevlevihanesi'nin şeyhidir.
Devrin padişahı III.Selim, Mevleviliğe ilgi duymuş, Şeyh Galip ‘in Galata Mevlevihanesi'ndeki dergahını sık sık ziyaret etmiş, onu şeyhi bilmiş, memnun etmiştir.
|
Ara 30
2008
|
OLİMPİYAT SORULARIPosted by bilimselkonular in matematik , kimya , fizik , biyoloji , bilimsel , bilgisayar |
|
2008 yılı 16. Ulusal Matematik Olimpiyatı (YENİ)
2008 yılı 16. Ulusal Kimya Olimpiyatı (YENİ)
2008 yılı 16. Ulusal Fizik Olimpiyatı (YENİ)
2008 yılı 16. Ulusal Biyoloji Olimpiyatı (YENİ)
2008 yılı 16. Ulusal Bilgisayar Olimpiyatı (YENİ)
2008 yılı 13. Ulusal İlköğretim Matematik Olimpiyatı (YENİ)
2007 yılı 15. Ulusal Matematik Olimpiyatı
2007 yılı 15. Ulusal Kimya Olimpiyatı
2007 yılı 15. Ulusal Fizik Olimpiyatı
2007 yılı 15. Ulusal Biyoloji Olimpiyatı
2007 yılı 15. Ulusal Bilgisayar Olimpiyatı
2007 yılı 12. Ulusal İlköğretim Matematik Olimpiyatı
2006 yılı 14. Ulusal Matematik Olimpiyatı
2006 yılı 14. Ulusal Kimya Olimpiyatı
2006 yılı 14. Ulusal Fizik Olimpiyatı
2006 yılı 14. Ulusal Biyoloji Olimpiyatı
2006 yılı 14. Ulusal Bilgisayar Olimpiyatı
2006 yılı 11. Ulusal İlköğretim Matematik Olimpiyatı
2005 yılı 13. Ulusal Matematik Olimpiyatı
2005 yılı 13. Ulusal Kimya Olimpiyatı
2005 yılı 13. Ulusal Fizik Olimpiyatı
2005 yılı 13. Ulusal Biyoloji Olimpiyatı
2005 yılı 13. Ulusal Bilgisayar Olimpiyatı
2005 yılı 10. Ulusal İlköğretim Matematik Olimpiyatı
2004 yılı 12. Ulusal Matematik Olimpiyatı
2004 yılı 12. Ulusal Kimya Olimpiyatı
2004 yılı 12. Ulusal Fizik Olimpiyatı
2004 yılı 12. Ulusal Biyoloji Olimpiyatı
2004 yılı 12. Ulusal Bilgisayar Olimpiyatı
2004 yılı 9. Ulusal İlköğretim Matematik Olimpiyatı
2003 yılı 11. Ulusal Matematik Olimpiyatı
2003 yılı 11. Ulusal Kimya Olimpiyatı
2003 yılı 11. Ulusal Fizik Olimpiyatı
2003 yılı 11. Ulusal Fizik İkinci Aşama
2003 yılı 11. Ulusal Biyoloji Olimpiyatı
2003 yılı 11. Ulusal Bilgisayar Olimpiyatı
2003 yılı 8. Ulusal İlköğretim Matematik Olimpiyatı
2002 yılı 10. Ulusal Matematik Olimpiyatı
2002 yılı 10. Ulusal Kimya Olimpiyatı
2002 yılı 10. Ulusal Fizik Olimpiyatı
2002 yılı 10. Ulusal Fizik İkinci Aşama
2002 yılı 10. Ulusal Biyoloji Olimpiyatı
2002 yılı 10. Ulusal Bilgisayar Olimpiyatı
2002 yılı 7. Ulusal İlköğretim Matematik Olimpiyatı
2001 yılı 9. Ulusal Matematik Olimpiyatı
2001 yılı 9. Ulusal Kimya Olimpiyatı
2001 yılı 9. Ulusal Fizik Olimpiyatı
2001 yılı 9. Ulusal Biyoloji Olimpiyatı
2001 yılı 9. Ulusal Bilgisayar Olimpiyatı
2001 yılı 6. Ulusal İlköğretim Matematik Olimpiyatı
2000 yılı 8. Ulusal Matematik Olimpiyatı
2000 yılı 8. Ulusal Kimya Olimpiyatı
2000 yılı 8. Ulusal Fizik Olimpiyatı
2000 yılı 8. Ulusal Biyoloji Olimpiyatı
2000 yılı 8. Ulusal Bilgisayar Olimpiyatı
2000 yılı 5. Ulusal İlköğretim Matematik Olimpiyatı
1999 yılı 7. Ulusal Matematik Olimpiyatı
1999 yılı 7. Ulusal Kimya Olimpiyatı
1999 yılı 7. Ulusal Fizik Olimpiyatı
1999 yılı 4. Ulusal İlköğretim Matematik Olimpiyatı
1998 yılı 6. Ulusal Bilgisayar Olimpiyatı
1998 yılı 6. Ulusal Fizik Olimpiyatı
1998 yılı 4. Ulusal İlköğretim Matematik ve 6. Ulusal Matematik Olimpiyatları
1997 yılı 5. Ulusal Bilgisayar Olimpiyatı
1997 yılı 5. Ulusal Fizik Olimpiyatı
1997 yılı 5. Ulusal Kimya Olimpiyatı
|
Ara 30
2008
|
|
Liberalizm terimi, siyasal alanda yasalar karşısındaki eşitliği ve insanların kendi yönetimlerini kendilerinin seçmesi özgürlüğünü, dinsel alanda kilise egemenliğine karşı vicdan özgürlüğünü, ekonomik alanda da devlet müdahalesine karşı alışveriş özgürlüğünü savunur.
|
Ara 30
2008
|
|
1. Tanım
Cümle içindeki normal yapının (S+V+O) vurgu sağlamak amacı değiştirilmesidir. Bu yapıda ya yardımcı yüklem [1] (asıl yüklemin "be" olması durumunda yüklemin kendisi [2]) ya da özneyi niteleyen sıfat [3] öznenin önünde yer almaktadır.
- We came late, and so did he. [1]
- We are here, and so is he. [2]
- Tired as he was, he went on walking. [3]
|
Ara 30
2008
|
|
"Should" yardımcı yüklemi "gereklilik" belirtmesinin yanısıra bazı yapılarda bunun dışınnda anlamlar yüklenmektedir. Bu bölümde ele alınan yapıların hiçbirinde, dikkat edileceği gibi, "should" yardımcı yüklemi "gereklilik" anlamını taşımamaktadır.
1. Conditional clause ile
Düşük bir olasılık belirtmek için "in case", "lest", ya da "if" ile kullanılır.
- I'll go and get some more beer in case Bill should come.
- He was cautious lest he should make a mistake.
- If you should see him, tell him to see me.
"If" ile kullanımında devrik yapı oluşturabilir.
- Should you see him, tell him to see me.
2. "So that" ve "in order that" ile
- He turned the volume down so that we should hear him.
Onu duymamız için sesi kıstı.
Bu kullanımda "should" yerine "could/would" gibi yardımcı yüklemler de kullanılabilir. Çeviri açısından, "could" kullanıldığında "-EbIl" takısının eklenmesi dışında, hiçbir değişiklik oluşmaz.
3. Zorunluluk ya da önem belirtmede
Zorunluluk, önem ve tercih belirten
agree, demand, marvel, regret, advise, desire, move, rejoice, allow, determine, ordain, request, arrange, enjoin, order, require, ask, ensure, pledge, resolve, beg, entreat, play, rule, command, grant, prefer, stipulate, concede, insist, pronounce, suggest, decide, instruct, propose, urge, decree, intend, recommend, vote, wonder
yüklemleri ve
absurd, better, just, ridiculous, advisable, concerned, ludicrous, right, amazing, eager, natural, strange, annoying, essential, necessary, surprising, anxious, important, odd, vital
sıfatları ile kullanılır. Kimi zaman, aşağıda verilen üçüncü örnek cümlede olduğu gibi, "should" atılır ve yüklem yalın kalır. Çeviri açısından "should" kelimesinin olması ya da olmaması bir değişiklik getirmez.
- He insisted that the contract should be read aloud.
- We recommend that you wait until the rain stops.
should leave
- People are demanding that she leave (AmE) the company.
leaves(BrE)
- It is amazing that she should confess the murder.
|
Ara 29
2008
|
|
1. Tanım
Cümlenin öznesi bir "infinitive clause"
- To meet you is nice
ya da "that-clause"
- That she is here at this time of the day is strange
olduğunda, bu yapıların yerini Prop "It" yapısı alabilir:
- It is nice to meet you.
- It is strange that she is here at this time of the day.
- It is difficult to guess the meaning.
- It is surprising that she is so late.




















