XVI. yüzyılın ikinci yarısında yetişmiş Osmanlı şehzadelerine hoca seçilerek ve onları yetiştirmeye memur edilecek kadar ilmi ve faziletiyle mevki ve takdir kazanmış müderris bir şairdir. Pir Ali-zade Nev'î olarak bilinir asıl adı ise Yahya'dır. 1533'de Malkara'da doğmuştur. Halveti tarikatı şeyhlerinden Pir Ali Efendi'nin oğludur. İlk öğrenimini sıbyan mektebi muallimi olan babasının yanında tamamladıktan sonra 1550'de İstanbul'a gitti. Asıl ilmi kimliğini burada aldığı tahsille kazanmıştır. ( BANARLI, 1998, C.1, ss.578 )
Nev'î'nin hayatında dönüm noktası olan İstanbul'a gelişinden sonra Mollo Aheveyn adıyla bilinen devrin tanınmış âlimlerinden Karamanlı Ahmed ve kardeşi Mehmed Efendilerden ders aldı. Bilhassa Karamanlı Mehmet Efendi'den büyük feyz alan Nev'î hocasının 1558 yılında Edirne'deki Bayezid Medresesine tayin edilmesi üzerine onunla birlikte Edirne'ye gitmiş ve 1563'te yine birlikte İstanbul'a dönmüştür. Nev'i 1566 yılında tahsilini bitirdi. Aynı yıl önce Gelibolu'da Balaban Paşa Medresesine, ardından da Mesih Paşa Medresesi müderrisliğine getirildi. Sonra İstanbul'a döndü. 1572 tarihinden sonra İstanbul'da Şahkulu daha sonra sırasıyla Murad Paşa, Cafer Ağa, Edirnekapı'da Mihrimah ve Fatih'te Çınarlı Medreselerinde müderrislik yaptı. 1590'da Bağdat kadısı oldu. İki hafta sonra Sultan III. Murad tarafından kendisine Şehzade Mustafa'nın öğretmenliği görevi verildi. Ayrıca Şehzade Osman Beyazîd ve Abdullah'ın eğitimiyle de görevlendirildi. 1595 yılına kadar görevde kalan Nev'î daha sonra Kazaskerlik rütbesinden emekli oldu. 24 Haziran 1599'da vefat etti. Şeyh Vefa Haziresinde Şeyh Şaban Efendi'nin yanına defnedildi. Vefatına oğlu Nevizade Ata'i şu tarihi düştü, "Cihân gülzârını câ etti Nev'î" (BTK, 1986, C4., ss.66 )
Devrinin seçkin bilginlerinden olan Nev'î bulunduğu en yüksek ilmi mevkilere rağmen mütevazı ve yoksul kalmıştır. Öldüğünde cenazesini kaldıracak para bırakmayan bu içli şair, dürüstlüğü, kibarlığı, faziletiyle temiz şöhret sahibidir. (KABAKLI, 1990, C2, ss.532 )
Nev'î XVI. asırda Bâkî'den sonra gelen şairlerin ilki kabul eldir. Hatta bazıları onu Bâki'den bile üstün bulurlar. Rind edalı derviş meşrepli, tasavvuf ve takvaya mütemayil bir kişidir. Devrinin şeyhlerinden Bâlî Efendi, Kurt Mehmet Efendi ve Şaban Efendi'ye intisab etmiştir. ( TDEA, C7, ss.42 )
Şiirde üslubu sade ve doğaldır. Süslü söyleyişi sevmez hatta XVI. asırda bir moda halini almaya başlayan süslü söyleyişlerden, sanat ve manzum merakından hoşlanmazdı.
Bu sade nazmı ehl-i sanayi beğenmese
Nev'î ne gam bizim sözümüz aşıkanedir.
diyecek kadar da şiirde dahi söyleyişin zevkinde ve farkında idi. Halis şiirin kendi devrindeki en sade lisanla istifini yapacak kudrette bir şairdi. Nev'î bir şeyh olan babasının rind ve olgun derviş ruhunu aynen sürdürmüş ve hemen bütün hayatı boyunca tasavvuf, tefekkür ve heyecanından uzak kalmamıştır. Devrinin tanınmış şeyhlerinden tasavvuf kültür ve terbiyesi almaya devam etmiştir. ( BANARLI, C.1, ss.578-79 )
Türkçe, Farsça, Arapça birçok şiirleri, eserleri bulunan ve şiir kadar nesirde de güçlü olan Nev'î bilhassa gazelleri ile ün salmış ve Divan şiirinin klasik üstatlarından birisi sayılmıştır. Gazelleri lirizm, sadelik, rahat söylemişlik aşıkane ve hazan hikmetli eda bakımından Bâki'nin şiirlerine denk hatta üstün tutanlar görülmektedir. (KABAKLI, 1990, C2, ss.532 )
Nev'î'nin müretteb bir divanı; ilmi, edebi çok sayıda eserleri ve risaleleri vardır. Kasideler, tercihi bend, muhammes, tahmis, tesdis manzumeleri ve kıt'alardan müretteb divanında 400'den fazla gazel bulunmaktadır. Kasidelerinin tasvir ve girizgah bölümleri de takdir toplamakla beraber bu samimi aşk şairinin en güzel şiirlerine gazelleri arasında rastlanır. Bu gazeller çoğunlukla âşıkane, rindane ve kısmen felsefi-tasavvufî bir eda ile terennüm edilmiştir. ( BANARLI, 1998 , C2, ss.579 )
Nev'î'nin divanının yanı sıra hikmet, mevize, tevazu, sıdk vb. gibi konularda 40 hadisin manzum tercümesi olan Hadîs-i Erbâi'n, tasavvufi aşkı terennüm eden ve başında II. Selim'e bir mehdiye bulunan Hasb-ı Hal, Nevî'nin en önemli mensur ansiklopedik eseri olup tarih, hikmet hey-et, kelam, usul-i fıkıh, hilat, tefsir, tasavvuf, rüya tabiri, remel, tıb, nuzum, fal ve zic gibi konularda bilgi veren III. Murad'a ithaf edilmiş. Başında "Civan-ı Fazıl" sonunda "Beşir ve Şadan" hikâyeleri bulunan "Netâicül Fünûn" ve "Mehasinül Mutûn" ve İbn Arabi'nin meşhur eserinin tercümesi ve şerhi olan "Fususu'l Hikem" tercümesi vardır. Bu eserin yazılmasında Şeyh Şaban Efendi'nin de büyük etkisi olmuştur. Sade bir dil yazılmış bu tercümede yer yer manzum parçalarda bulunmaktadır. Ayrıca oğlu Nevizade Ataî'nin bahsettiğine göre Nev'î, tefsir, kelam, tasavvuf, âkâid, fıkıh, mantık vb. gibi mevzularda otuzdan fazla risale yazmıştır. Bunlardan çoğu ele geçmemiştir. Bazıları: Risâle-i Nevayı Uşşak, Risale-i Mantık, Hace-i Cihan'ın münşeatından tercümeler, Kıssa-i Hızır ve Musa Tercümesi, Munazara-i Tûtîbûzağ olarak sıralamak mümkündür. (TDEA, C.7, s.43 )